RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

SİNOPLU PROF.DR. GÜL BALTACI’YA TEŞEKKÜRLER

KUZEY YILDIZI

Eğitim Projemiz “KUZEY YILDIZI”, eğitim gönüllülerimizin desteğiyle 2008 tarihinden beri devam etmektedir. Projenin önceliği YİBO mezunu kız öğrencilerinin üniversite eğitimini tamamlaması ve meslek sahibi olmasıdır.

Mesleğinde başarıları ile kendini dünyaya tanıtan Profesör Doktor Gül BALTACI, projemize 6 yıldır katkı sağlamaktadır.

DSCF2356

 

YİBO mezunu 2 kız öğrencimiz, hocamızın katkısı ile öğretmen olarak meslek hayatına atılmıştır. Fotoğrafta, Dernek Başkanımız, Gül Baltacı’ya  plaket takdim ediyor. Mesleki başarıları ve projemize yardımları için Gül Hocamıza teşekkürler.

DSCF2358

Eğitim, toplumun bilinçlenmesinde en gerekli etkendir.  KUZEY YILDIZI PROJESİ için katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz.

GÜL BALTACI’YI TANIYALIM

1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulundan Lisans, 1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde Egzersiz Fizyolojisi Bilim Dalından Yüksek Lisans, 1994 yılında ise Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalından Doktora derecesini aldı. 1986-1988 yılları arasında Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalında fizyoterapist, 1988-1990 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde Araştırma Görevlisi, 1990-1991 arasında Salzburg-Avusturya “Institute für Sportsmedizine” de egzersiz fizyoloğu ve doktora öğrencisi, döndükten sonra 1991-1994 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Sporcu Sağlığı Ünitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1997 yılında Doçent oldu. Doçentlik sonrası 6 ay süre ile Baylor Sports Medicine Institute Houston-Texas’ta araştırmalar yapmak üzere “Fellow” olarak çalıştı. 1999 yılında ACSM International Award bursu ile 2 ay süre ile aynı yerde çalışmıştır. 2003 yılında “Profesör” ünvanını aldı. 2008 yılından beri Kinesiotaping Institute “Eğitmen”i olarak Türkiye’de Spor fizyoterapistleri için Temel ve İleri Kinesiotaping kursları vermektedir.

Türkiye Fizyoterapistler Derneği, American College of Sports Medicine “Fellow”, International Federation of Sports Physiotherapy “Yönetim Kurulu” ve “Kurucu” üyesi, International Association of Physical Education and Sport for Girls and Women, Association of American Shoulder and Elbow Therapists (ASSET), Osteoarthritis Research Society International (OARSI) “Professional Member”, Türk Spor Yaralanmaları Artroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği, Spor Fizyoterapistleri Derneği kurucu üyesi ve “Genel Sekreteri”dir.

Sporcu Sağlığı ve Spor Fizyoterapistliği konularında bilimsel çalışmalarını devam ettirmektedir. Evli ve bir çocuk annesidir.

KİTAPLARI

Spor Yaralanmalarında Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Prensipleri

Spor Yaralanmalarında Egzersiz Tedavi

Belinizin Anahtarı: Egzersiz

Çene Ekleminiz ve Siz

Nasıl Egzersiz Yapalım:Diziniz ve Siz

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Temmuz 2015 in Uncategorized

 

Etiketler: ,

TRT TÜRKÜ BİLKE’DE

03.07.2015 Cuma günü Sinoplu yerel sanatçılar, TRT TÜRKÜ Programı için BİLKE’de bir araya geldiler. Halk kültürümüzün korunması amacı ile farklı alanlarda projeler yürüten BİLKE, Sinop ve köylerinde ninni, ağıt düğün kültürünün yer verildiği bu programa ev sahipliği yaptı.Kültür ve Turizm Müdürlüğü Türk Sanat Müziği Koro Şefi İbrahim KOCABIYIK, programda görev alacak sanatçıları Bilke’de buluşturdu. DSCF2333

Yalçın AKKOCA ve Rüstem KAYA bağlamada, program sunucusu Ferhat DURMUŞ ile

DSCF2341

TRT YURTTAN SESLER KOROSU SANATÇISI FERHAT DURMUŞ, bağlamada  şelpe  tekniğinde seçkin örnekler verdi.

DSCF2338

 Tilkilik köyünden bir ağıt ile programa katılan Kezban SARIKAYA, program yapımcısından teşekkür belgesini alıyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Temmuz 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler:

MUZAFFER İNANIR

“Ormandan ağaç alıp ondan kömür yapılır, satılırdı. Sinop’a onun ustaları gelirmiş. Odunlar havasız yerde için, için yakılır kıvamı gelince delikleri kapatılıp söndürülürmüş. Kül olmaz, kömür olurdu. Onu merkeplerle atlarla çuvallarda satarlardı, isteyen alırdı. Evlerde maltızlarda kullanılırdı.”

“Terkos yoktu. Zeytinlikten su gelirdi. Depolara dolardı. Biz çeşmeden alıyorduk. Para ile su taşıyıcıları vardı. Günlük kullanmaya, çamaşır yıkamaya para ile merkeple Hüseyin efendi isminde biri vardı o getirirdi. Ondan alırdık. Çok ihtiyacımız olursa bir sefer daha getirtirdik. Şimdiki gibi büyük pazar yoktu. Kaleyazısında çeşmenin etrafında bir pazar vardı. Bir de halin arkasında meyve pazarı olurdu.”

öğrtmn mzffr

muzaffer hoca

 

MUZAFFER ÖĞRETMENİM

İstiklal İlkokulu öğrencisiyken, unutamadığım öğretmenlerden biri olan Muzaffer öğretmenimle 2007 Haziranında görüştüm. Benim sınıf öğretmenim değildi ama hanımefendi, saygın kimliği ile her öğrencide iz bırakmıştı. Ona, eski yıllarda şehir merkezinde yaşam konusunu sordum. Eski Sinoplu olduğunu bildiğim için onun neler anlatacağını merak ediyordum. Kendisini, belediye binası karşısındaki ahşap evinde ziyaret ettim. Yaşlansa da yine çağdaş, asil ve zarifti. Kapının önündeki taş sahanlık tertemizdi. Hani halk arasında “yoğurt dök yala” sözü vardır ya. Öğretmenimin evinin her köşesi işte öyleydi. Konu eskilerden açıldı ve ailesinin hikayesi ile söze başladı:

“Dedem Çanakkale 57. alayda subaymış. Dedem Sinoplu. Sülaleye Hacı Karamamet derler. Aile tamamen Sinop yerlisidir. Dedemin Üsküdar Beykoz’da evi var. Ben Beykoz doğumluyum. Dedemin soyadı İnanır’dır. O zaman büyük annemler İstanbul’da oturuyorlar, Dedem Galiçya’da, Trablus’ta, Çanakkale’de, Halep, Şam’da savaşmış. Büyük anneme İstanbul’da ev satın almışlar. Dedem Trablusgarp’ta İngilizlere esir düşünce, Mısır’da 4 sene esir kalmış. Dedemin madalyası 1916 tarihli. Savaştan savaşa gitmiş, Sinop’a geldiğinde çok yorgundu. Benim adımı da o koymuş. 1924’te ismi ile geldi diye, cumhuriyet kurulduğu için muzaffer olduk zaferi kazandık diye adımı Muzaffer koymuş.   

Annem evleniyor. Halin arkasında ahşap bir ev vardı. Dedem Sinop’a gelince babama işte size ev güle güle oturun diyor. Yangın olunca o ev yanmış, annem ev satılınca para getirmişti. Aradan zaman geçiyor, sebep nedir bilmiyorum babam evi eşyayı topluyor, çeyiz sandığına varıncaya kadar alıp hepimizi memleketi olan Sivas- Şarkışla’nın köyüne götürüyor. Orda kayınvalide, görümce, amcaları yer ve köy evi veriyorlar.  Aile babamı annemden kaçırıyor, annem garip kalıyor. Bir amcam bizimle ilgilenirmiş sadece. Annem perişan olmuş, dedemi haberdar etmiş. Annemin Şarkışla’daki durumunu öğrenince, dedem durumu askeriyeye bildiriyor. Kızım 2 çocukla Sivas’ta bakımsız bir durumda kaldı diyor. Asker köyde kapıya dayanıyor, annemi ve 2 çocuğu alıyor. Üstümüzde başımızda ne varsa o şekilde çıkıyoruz. O zaman daha okula başlamamıştım. Eşyalarımızı bırakıp Sinop’a geliyoruz. Dedem tek kızım var, onlara ben bakarım diyor. El birliği ile akrabalar yardım ediyor. Annem boşanma için dava açıyor, belki nafaka alırım diye.

Dedem bizi Sinop’ta büyütüyor. Askeriyeden emekli olup ev alıyor. Satılınca kuran hocası Musa Hoca almıştı. 18 sene sonra kapıya amcam geliyor. Ben çocukları almaya geldim diyor. Annem gelirken hamile imiş. Dedem ne yüzle geldin diyor. Ben o zaman öğretmen okulu son sınıfta idim. Amcam bir gece kaldı gitti. Benim ilkokul öğretmenim, Zehra tarı idi. İlkokul, ortaokulu Sinop’ta bitirdim. Zaten Sinop’ta başka okul yoktu. İnebolu’da, Türkçe öğretmeni Sinoplu Dilaver Bey vardı. Ortaokulu bitiren gençler ya Kastamonu’ya, ya da İnebolu’ya giderlerdi. Sinop’a vapur gelirdi, Sinoplu çocuklar sırtlarında torbaları, lise okumak için İnebolu’ya giderlerdi. Dilaver Bey onlara kucak açtı. Dilaver Bey benim 4. sınıf öğretmenimdi. İstiklalde öğretmendi sonra İnebolu’ya gitti.

Ben İstanbul Çapa Öğretmen okulunda 3 yıl okudum. Dedemin ahbabı çoktu, gündüzlü gittim. Çapa o zamanın üniversitesi gibiydi. Ben mezun olduğumda, köy enstitüleri binaları yeni yapılıyordu.  Mezun oldum 1943 yılında İstiklal okulunda göreve başladım. Ortaokul o zamanlar 3 yıldı. O zaman müdür Mithat Beydi. Önce Nuri Beydi sonra Mithat Bey oldu. Şimdiki Kültür Binası okuldu. Öbür bina tütün deposu idi. 2. dünya savaşında oraya asker koydular. Alayın yeri ise Boyabat’tı.

Sinop halkının giyimi eskiden çok güzeldi. Sinop erkeği ve kadını çok temiz giyiniyordu. Sinop belki de kıyafeti ve kültürü ile Karadeniz’in İstanbul’a ayar bir şehri idi.  Hanımlar üstüne manto, ayağına çorap giyer, pırıl, pırıl ayakkabısı ile dışarı çıkardı.

Hanımlar düğünde günlük giysi de giyerlerdi. Düğünün kınasında bindallı giyerlerdi. Gelin almada ise beyaz gelinlik. Benim büyük annem cumhuriyetten önce parlak saten kumaştan atlas gelinlik giymiş. O günlerin hamamlarını arıyorum. Terkos yoktu. Zeytinlikten su gelirdi. Depolara dolardı. Biz çeşmeden alıyorduk. Para ile su taşıyıcıları vardı. Günlük kullanmaya, çamaşır yıkamaya para ile merkeple Hüseyin efendi isminde biri vardı o getirirdi. Ondan alırdık. Çok ihtiyacımız olursa bir sefer daha getirtirdik. Şimdiki gibi büyük pazar yoktu. Kaleyazısında çeşmenin etrafında bir pazar vardı. Bir de halin arkasında meyve pazarı olurdu.

            Bizim İstanbul’dan getirilen 2 tane pompalı gaz ocağımız vardı. Arada havası kalır da pompalardık. Halk, yemeğini ocakta pişirirdi. Dağdan gelen odundan, kara kömür hazırlanırdı. Ormandan ağaç alıp ondan kömür yapılır, satılırdı. Sinop’a onun ustaları gelirmiş. Odunlar havasız yerde için, için yakılır kıvamı gelince delikleri kapatılıp söndürülürmüş. Kül olmaz, kömür olurdu. Onu merkeplerle atlarla çuvallarda satarlardı, isteyen alırdı. Evlerde maltızlarda kullanılırdı. Eskiden böyle yaşanırdı.”

Muzaffer öğretmenime sağlığında saygılarımı, sevgilerimi ve teşekkürlerimi sundum. Fakat kitap baskıya girmeden rahmetli oldu. Kendisini rahmetle, saygıyla ve hasretle anıyorum. Değerli öğretmenimin anlattıkları içinde, eski günler aydınlanıverdi. Anlatılanlardan, Sinop’un eskiden de bir memur şehri olduğu anlaşılıyordu.

Benim çocukluğumda, şehir merkezinde memur, esnaf ve radar işçileri yaşarken; adada hayvan beslenir ve bahçe yapılırdı. Annem süt ve yeşil sebzeyi, ada halkından satın alırdı. Bahçeler adı ile alınan yerde de, sebze ve meyve yetiştirilirdi. Bahçeler, toprağında iyi bahçe ürünü yetiştiğinden bu adı almıştı.(Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim)

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

SİNOP ADI VE AY İLGİSİ-1934

SİN,  SİNOP adının yüzyıllarca yaşayan kök hecesidir.

Halk kültürleri, toplum bilincinin seyir defteri gibidir. Ateşin bulunması, ipten kumaşa uzanan süreç, sözcüklerden yerel dile geçiş, yazının icadı gibi ihtiyaca dönük buluşlar insan bilincinin aynasıdır. İnsan bilinci, her coğrafyada aynı aşamaları izlemiş, yaratıcı zekalar özgün örnekler sergilemiş, farklı kültürler birbirinden etkilenmiştir. Süreç devam ederken toplum bilinci, güç dengeleri tarafından kontrol edilmiştir. Halk ise, bazı değerleri zamana taşımış, bazısını ise elemiştir. Sinop adının,  ay  ile ilgisini “AY HAKKINDA İNANMALAR” alanına taşıdığı gibi.

M.Şakir ÜLKÜTAŞIR’ın Sinop çevresindeki araştırmaları 1934 HALK BİLGİSİ DERGİSİ:

ülktşr-ay

“Antikçağda Paflagonya olarak adlandırılan bölgenin kuzey ucundaki Sinop’un saptanabilen en eski adı SİNOPE’dir. Bu kelimedeki sin kökü ile Asur-Anadolu ilişkisi, Sinope ile de Yunan ırmak tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope kast edilmiştir ki bu da ismin kökenini İyonya’nın bölgedeki kolonizasyonuna bağlamaktadır.

Bir başka fikir de Amazon kraliçesi SİNOVA’dır ki bu mitin de nereden geldiği belli değildir. Yalnız bu kavmin Anadolulu olduğu inancı vardır.

Grek etimolojisine yabancı olan sin ya da sind sözcüklerine Yunanistan’ın dışında, Pontus, Doğu Anadolu, İran ve Hindistan’da rastlanmaktadır. Bu da Sinope adının yerli Anadolu dillerinden gelmiş olabileceğini göstermektedir.”[1].

“Sinop adını Asurluların ay tanrısı SİN’den almıştır. Sinop’un en evvel Asuri’ler tarafından yapılması muhtemeldir. Şehirde, Aramca yazılı Sinop paraları bulunmuştur. Sinop perisi, Suriyelilerin ismini aldıkları Seyros’un anasıdır. Bu kızın Asuriyeden kaçırıldığına dair olan efsane hala Sinop’ta bulunan bir lahdin üzerindeki yazılarda vardır. Seyron isminde bir adamın orada gömülü olduğu gösterilir.  Sinop ismi herhalde Yunan yerleşmesinden daha evveldir. Mitoloji ve anane Sinop’u gayri meskun bir arazi olmaktan ziyade öteden beri sakinleri olan halktan zapt edilmiş bir yer olarak gösterir.”[2]

[1] Deniz Esemenli- İst.Ünv.

[2] David Rabinson, American Journel of Phylology

ay-2ülk

ay-3ülk

ay-4ülk

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Mayıs 2015 in Sinop Adı

 

Etiketler: ,

KUZEY YILDIZI PROJEMİZE GÖNÜL VERENLER

Ağustos- 2008 tarihinden bu güne kadar yürüttüğümüz KUZEY YILDIZI Eğitim Projemiz devam ediyor. Projenin amacı, kırsal köylerden  yatılı bölge okullarına giden çocuklarımızın, üniversite eğitimini tamamlayarak bir meslek sahibi olmasıdır.İlkokul çağında ailesinden uzak yatılı okulda başlayan eğitim serüvenini başarı ile sonuçlandıran 6 öğrencimiz bu yıl meslek hayatına başladı.

Projemize katkıda bulunan BİLLUR KİMYA sahibi Sayın Hayim BİLLURCU ve eşi Nilüfer BİLLURCU iki kız kardeşe destek sağladılar. 20. Nisan.2015 Pazartesi günü,  Billurcu çifti, İstanbul-BİLLUR KİMYA’da dernek başkanımızdan plaketlerini alıyorlar. Yönetim Kurulu olarak,  kendilerine teşekkür ediyor, iş hayatında başarılar diliyoruz.

DSCF2292

 

Billurcu ailesinin projemize katılımına sebep olan eğitime gönül veren annelerimize ayrıca teşekkür ediyoruz.

DSCF2293

 

 

 

Projemizi yaygınlaştıran, farklı alanlardaki kişileri  bilinçsel kalkınma projemize katan gönüllü annelere sonsuz teşekkürler.

BİLKE-BİLKE-BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Nisan 2015 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

SİNOPLU TIP DOKTORU ÖMER ŞİFA-İ DEDE

“Ömer Şifaî’nin simyacılar tarafından ölümsüz yaşam kaynağı olarak kabul edilen el iksir ve kendisi aracılığıyla bütün değersiz madenlerin değerli maden haline dönüştürülmesini sağlayacağına inanılan filozof taşının elde edilebileceğine inandığı anlaşılmaktadır.”

Ömer Şifaî, XVIII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşamış olan bir hekimdir. Sinop’ta doğmuş, çocuk yaşta yetim kaldıktan sonra Sinop’u terk ederek Kahire, Konya ve başka pek çok yer gezmiştir.

1746 yılında vefat etmiştir . Ömer Şifaî tarafından kaleme alınmış olan eserlerden biri Mürşîd el-Muhtar fî İlm el-Esrâr’dır. Eser on iki bölüm olarak hazırlanmış bir tıp metni görünümündedir. Eserde yer alan temel başlıklar şunlardır:

Birinci bölüm, sıcak suların damıtılma yolları hakkındadır.

İkinci bölüm, yumuşak ruhların damıtılma niteliği hakkındadır.

Üçüncü bölüm, ilginç yağların damıtılması niteliği hakkındadır.

Dördüncü bölüm, cıvalı maddelerin elde edilmesi niteliği hakkındadır.

Beşinci bölüm, sınaî kükürtlerin elde edilme yolları hakkındadır.

Altıncı bölüm, madeni cisimlerden tuzlar ve zaclar elde edilmesi niteliği hakkındadır.

Yedinci bölüm, çok kullanışlı olan buharlaşanların elde edilmesi hakkındadır.

Sekizinci bölüm, maddelerin kireçlenmesi, yakılması, arıtılması hakkındadır.

Dokuzuncu bölüm, madde ve madenlerden yapılan safranlar hakkındadır.

Onuncu bölüm, eksik madenlerden çıkarılmış olan kurşunlar hakkındadır.

On birinci bölüm, hekimlerin sırlarından en büyüğü olan bileşimler hakkındadır.

On ikinci bölüm, bu şerefli bilimin kapsamına giren sanat türleri hakkındadır .

Mürşid el-muhtâr fî İlm el-Esrâr adlı eserde kullanılan metal adlandırmalarında da yer yer simya dili kullanılmıştır: Eserin pek çok yerinde metaller bilinen adlarıyla kullanılıyor olmasına rağmen zaman zaman da onlara karşılık geldiği varsayılan gezegenlerle adlandırılmaktadır.

Ömer Şifaî’de Gezegenin Adı                                     Gezegen Karşılık Gelen Metal

Şems Güneş                                                                                    Altın

Kamer Ay                                                                                      Gümüş

Utârid Merkür                                                                                   Cıva

Zühre Venüs                                                                                    Bakır

Merih Mars                                                                                      Demir

Müşterî Jüpiter                                                                                Kalay

Zühal Satürn                                                                                    Kurşun

 

Ömer Şifaî eserinde “… eski Yunanalılarda Balinas hekim sırr el-hâlika adlı seçkin eserinde…” ifadesiyle Balinas’tan söz eder. Sözü edilen Balinas, M.S. I. yüzyılda yaşamış, Pythagoras öğretilerini benimseyen, döneminin okült bilgisine hakimiyeti ile de tanınmış, Hermes Trismegistos’a atfedilen Zümrüt Tablet (Emerald Table-Tabula Smaragdina) hakkında mevcut olan ilk versiyonunu ortaya çıkaran kişi olarak kabul edilen Tyanalı Apollonius’tur. Apollonius’a atfedilen kitaplardan biri “Kitâb-ı Sırr el-Hâlika”dır. Ömer Şifaî’de eserin adını sırr el-hâlika olarak zikretmektedir.

Ömer Şifaî, bunların yanı sıra kendisini hem maddi simyacı hem de manevi simyacı olarak tanımlanabilir kılan görüşlere de sahiptir. Maddi simyacı yönüyle O, değersiz metallerden altın yapılabileceğine ve ölümsüz yaşam sağlayan el-iksir elde edilebileceğine inandığının ipuçlarını verirken, manevi simyaya olan inançlarını da, altın ve el-eksirin elde edilebilmesi için en önemli koşulun, bu işlere niyetlenen birinin, öncelikle ruhu ve bedeninde ulaşılabilecek en üst düzeyde arınma ve olgunlaşmaya ulaşması gerektiğini ifade ederek ortaya koymaktadır.

KAYNAK:http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/19/20.pdf-Ömer Şifaî’nin Mürşid el-Muhtar fî İlm el-Esrâr Adlı Eserinde Simya -Ayten Aydın

 http://www.hekimcebakis.org/images/Hekimce_Bakis_Arsiv/85/82-84.pdf-Bursa Tabip Odası Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongre Delegesi-Dr.Çetin TOR

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Nisan 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

SEYHAN ÖĞRETMENİN KALEMİNDEN

YİBO ÖĞRENCİLİĞİNDEN ÖĞRETMENLİĞE

SİNOP KÖYLERİNDE YAŞANANLAR

En büyük zorluk insanın henüz kendi saçlarını bile tarayamayacak kadar küçükken ailesinden uzak kalmasıymış. Bunu henüz on iki yaşımda yatılı bir okula verildiğim gün tecrübe ettim.  Önceleri yatılı okulun bir çeşit cezalandırma yöntemi olduğunu düşünürdüm. Acaba nasıl bir suç işlemiştim de ailem bana böyle bir cezayı uygun görmüştü?

yibo (1)

YİBO GERÇEKLERİ

Köylerimiz boşaldıkça, topraklar tohumsuz, evler ıssız kaldı. Köylerde hane sayısı azaldı ve yatılı bölge okulları devreye girdi. İlkokul öğrencilerinin ailesinden uzakta hayata tutunmak için neler yaşadığını biliyor muyuz? BİLKE KUZEY YILDIZI PROJESİ konuya dikkat çekmek ve öğrencilerimize faydalı olmak amacıyla başlatıldı.

Genç bir öğretmenimiz, yüreğindeki duyguları ve yaşadıklarını bizimle paylaştı. Bu sözün üstüne ne söylenebilir ki?, Kalemine, yüreğine sağlık, genç öğretmenim, BİLKE teşekkürlerini sunuyor.

BEN NASIL ÖĞRETMEN OLDUM?

“Sobasının üzerinde her daim ıhlamur çayı kaynayan bir öğretmenin, tüm imkansızlıklara rağmen güzelleştirmeye, yuva yapmaya çalıştığı, on iki öğrencili bir birleştirilmiş sınıfta başladı ilkokul hayatım.   O zamanlar en büyük zorluğun birleştirilmiş sınıfta okumak, çok sevdiğim öğretmenimi başka sınıflarla paylaşmak olduğunu zannederdim.

Ama öyle değilmiş. En büyük zorluk insanın henüz kendi saçlarını bile tarayamayacak kadar küçükken ailesinden uzak kalmasıymış. Bunu henüz on iki yaşımda yatılı bir okula verildiğim gün tecrübe ettim.  Önceleri yatılı okulun bir çeşit cezalandırma yöntemi olduğunu düşünürdüm. Acaba nasıl bir suç işlemiştim de ailem bana böyle bir cezayı uygun görmüştü?  İlk haftalar hep yola bakmakla, ağlamakla, deftere anne- baba yazmakla geçti. Önce bitlenmeyelim diye saçlarımız kesildi. Hem de öyle bir kesildi ki kim erkek kim kız ayırt edebilmek için adını sormak gerekirdi. Nevresim değiştirme ve banyo günlerinden nefret ederdim. Çünkü ne nevresimin içine battaniye sokacak kadar gücüm vardı ne de banyo suyunu ayarlayabilecek aklım. Sonraları diğer çocuklar gibi ben de alıştım. Tabi bana kattıkları da çok fazlaydı yatılı bir okulda kalmanın. İnsan orada azla yetinmeyi, paylaşmayı da öğreniyor. Önce bir dilim ekmeği paylaşıyorsun, sonra bir odayı, bir masayı, sevgini, derdini, özlemini… Ve yavaş yavaş artıyor paylaştığın şeyler.

Lise hayatımın da ortaokul hayatımdan pek farklı geçtiği söylenemez. Sadece zaman, mekân ve kişiler değişti. Yine yatılı bir okul, sekiz kişilik bir yurt odası, sabah yedi akşam yedi etütleri, makarna ve mercimek çorbası…

Yurttaki hayatım bir önceki yıllarımın aynısıydı ancak okulda daha önce içine girmediğim ve alışık olmadığım yabancı bir ortam vardı. Yatılı olanlar ve olmayanlar arasında hemen hemen gözle görülür bir çizgi çizilmişti. Onlar arabalarla okula bırakılırlardı. Hatta birçoğunun kendi arabası bile vardı. Ancak yatılı olanlar bir servisin içine tıklım tıklım doldurulur adeta okulun kapısından içeri atılırlardı. Aslında üniformalarımıza bakmak bile yeterliydi kimin yatılı olup olmadığını anlamak için. Çünkü biz yatılı olanların üniforması solmuşken onlarınki pırıl pırıl parlardı. Belki bu yazıyı okurken kaldı mı 21. yüzyılda böyle bir ayrım diyeceksiniz. Evet bizzat yaşadım ayrım bizim en büyük kahrımızdı.

Sonra öğrenciler arasındaki bu ayrımı kaldırmaya gönül vermiş, hayatla olan zorlu mücadelemi desteklemek isteyen bir dernekle karşılaştım. Bilim Kültür Eğitim Derneği. Henüz lise ikinci sınıftaydım. Kendisini hep şükranla andığım okul müdür yardımcımız beni yanına çağırarak bu dernekle tanışmama vesile oldu.  Hani bazen insan kendini dünyanın en şanslı kişisiymiş gibi hisseder ya o çocuk yaşımda kendimi bana öyle şanslı, öyle değerli hissettirdi ki BİLKE.

Üniversite yıllarımda da benden desteğini esirgemedi BİLKE. O yıllarda da kurduğumuz aile ilişkisini sürdürmeyi başardık. Her geçen yıl daha da büyüyen, genişleyen ve etrafına umut veren bir aileydik.  Attığım her adımda onların desteği benimleydi. Bu yüzden lise ve ortaokul yıllarımda yaşadığım o ayrımı, dışlanmışlığı üniversite yıllarımda hiç yaşamadım. Çünkü bir telefon uzağımda olan “alo” dediğimde bana cevap verecek birçok gönüllü annem vardı.

Bu yıl BİLKE ile tanışıklığımızın sekizinci yılı. Sekiz yıl önce ürkek bir öğrenciyken ellerimi tutan ve benim en büyük şansım olan BİLKE, öğretmen olduğum bu yılda ve gelecekteki hayatımda bana bir rehber ve sıcak bir yuva olmaya devam edecek.”

Seyhan DANACI

 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.