RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

KÜLTÜR

İnsanın var oluşu ile birlikte kültürlerin zamanda yolcuğu başlar. Hayatta kalma  mücadelesini sürdüren insan, bilinçsel düzeyine göre yaşam koşulları kazanır. Toplum kendi norm ve değerlerini, geleneksel ve bilinçsel birikimleri ile oluşturur. Kültürlerin doğal olarak kazanılması, insanın psikolojik dengesi açısından önemlidir. Sanayileşmenin, toplumun kültür yönetimini de bereberinde getirdiği görülür. Toplumlar kontrol ve komuta edilme riski ile karşı karşıyadır. Bilişim dünyasındaki gelişme, insanın psikolojik yapısına ve toplumsal dengeye olumsuz yansımaktadır. BİLKE, kişinin kendini tanımasını, aile ve çevresinin kültürel yapısını bilmesini önemsemektedir. Bu nedenle kült ve kültür konusunda  yapılan akademik  çalışmalara değer vermektedir.

Akademik çalışmalardan örnekler:

Giriş
Kültür kavramına yönelik iç içe girmiş çok sayıda tanımın bulunmasının temel nedenlerinden birisi de onu, maddi-manevi, maddimoral, açık-kapalı, görünen-görünmeyen, öznel-nesnel, soyut-somut şeklinde ikiye ayıran yaklaşımlardır Kültür görünen (maddi) ve görünmeyen (değer, inanç, norm gibi manevi) unsurların karşılıklı etkileşiminden oluşmaktadır (Morris, 2002:629). Aristo’dan Marks’a uzanan bazı düşünürler, maddi kültürün diğer kültür unsurlarını da belirlediğini iddia etmektedir. Platon’dan Weber’e uzatılabilecek idealistler çizgisi ise, belirleyiciliğin görünmeyen (düşünsel ve duygusal) kültürde olduğunu ifade etmektedir. Marks, ekonomik determinizmi; Platon ise, idealar dünyasını temel almakla birlikte, her iki düşünce geleneğinin savunucuları bir etkileşimin olabileceğini de kabul etmektedirler (Bostancı, 2002:134-135).
Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, değerlerle kültür ögeleri/unsurları arasında karşılıklı bir etkileşimin olduğu kabul edilmekle
birlikte, öncelin veya tetikleyen mekanizmanın değer merkezli görünmeyen kültür unsurlarında olduğunu varsayan bir model geliştirmektir. Değerler ile ekonomi, eğitim, bilim, sanat gibi kültür ögeleri arasındaki ilişkiyi gösteren bu modelin bütünsel olarak kültürü daha iyi anlamamıza imkân sağlayacak bir temel sunabileceği değerlendirilmektedir.

Kültür Kavramının İncelenmesi

Kültür sözcüğü Latince ekip biçmek anlamına gelen colere fiilinden türetilmiş ve 17. yüzyıla kadar, Fransa’da bu anlamıyla kullanılmıştır.
Voltaire tarafından ilk kez insan zekâsının (esprit) oluşumu, geliştirilmesi ve yüceltilmesi anlamında kullanılan sözcük; bu anlamıyla Almancaya geçip, 1793’te Alman Dili Sözlüğü’ne yerleşmiştir. Yine aynı tarihlerde Etnolog G.Klemm “İnsanın Genel Kültür Tarihi” adlı eserinde “cultur” kelimesini uygarlık ve kültürel evrimin karşılığı olarak kullanmıştır. Kelimenin bu kaynaklardan İngiliz, İspanyol ve Slav dillerine aktarıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde kullanılan Tylor’un (1871) ilk bilimsel kültür
tarifinin de Klemm’den esinlendiği kabul edilmektedir (Emiroğlu ve Aydın, 2003:523-524; Güvenç, 1984: 96; Özlem, 2000:141-142). Smith (2005) ve Çukur (2007)’a göre kültür kavramı, hayvan ve bitkilerin yetiştirilmesi gibi görsel ve somut anlamının yanı sıra “dinsel tapınma”, “dinî tutum” gibi soyut bir anlamda da kullanılmıştır. Nitekim  Savunma Bilimleri Dergisi, Mayıs 2013, 12 (1), 147-172. 149 bu soyut anlam; 16. yüzyıldan itibaren kültür kavramına, “ekme”, “yetiştirme” veya “geliştirilme” fikrinin zamanla uyarlanmasıyla zihinsel, sanatsal ve görgü kurallarının gelişimi veya gelişim düzeyi şekline dönüşmüştür. 19. yüzyılda gelişen toplumsal ve siyasal dönüşümlerle birlikte kültür; halk kültürü, millî kültür, yerel kültür gibi daha çok bir toplumun veya milletin aktarılan örf, âdet, gelenekleri veya yaşam biçimi anlamında kullanılmıştır (Smith, 2005: 13-14; Çukur, 2007:36).
Bugün herkesin üzerinde anlaştığı ve herkesi tatmin eden bir kültür kavramı ve dolayısıyla kültür tanımı yoktur. Emiroğlu ve Aydın (2003), Haviland (2002), Kottak (2001), Bock (2001), Hofstede (2001), Kağıtçıbaşı (2000), Turhan (1997) ve Güvenç (1984) gibi pek çok araştırmacı kültürün yüzlerce farklı tanımı olduğu konusunda mutabıktırlar. Krober ve
Kluckhohn, daha 1952 yılında, kültürün farklı disiplinlerde 160’tan fazla tanımını yapmıştır. (akt. Kağıtçıbaşı, 2000: 36; 004:344). Smith (2005: 15- 16) ve Çukur (2007: 37)’un aktarımına göre bu tanımları altı ana temada toplamak mümkündür: Tüm sosyal hayatta bilgi, inanç, sanat gibi ögeleri içeren betimleyici tanımlar; kültürü kuşaklar arası aktarılan bir miras olarak gören tarihsel tanımlamalar; kültürü bir topluluğun “yaşam tarzı” ya da davranış ve eylemlerini biçimlendiren ortak kurallar veya değerler
bütünü olarak kabul eden normatif tanımlamalar; çeşitli toplumsal ögeler ve kurumlar arasındaki güç, üretim yöntemleri, otorite ve hiyerarşi gibi niteliklerin dinamik ilişkisine odaklanan yapısal tanımlamalar; kültürü, bireylerin veya bir grup insanın karşılaştıkları sosyal ya da fiziksel sorunları çözmede ortaya koydukları araçlar olarak ele alan psikolojik tanımlamalar
ve son olarak kültürel süreçlerin oluşma ve değişime uğrama nitelikleri üzerinde duran genetik tanımlamalar.

Kültür konusunda görülen çok sayıda tanımlamanın yanı sıra kuramsal ve yöntemsel çeşitliliğin bir diğer nedeni de kültürün farklı
düzeylerde kavramsallaştırılmasıdır (Çukur, 2007: 37). Parsons ve Shils (1962[1951])’e göre çeşitli toplumsal birimlerde yaşayan insanın günlük davranış veya eylemini belirleyen veya etkileyen birbiriyle bağlantılı üç sistem vardır: Toplumsal sistem, kültürel sistem ve kişilik sistemi. Bu üç sistem ya da üç farklı düzey, aynı zamanda sosyoloji, antropoloji ve psikoloji disiplinlerinin temel aldığı yapılardır. Dolayısıyla kültür kavramının anlamı da bu düzey veya ilişkili olduğu disipline göre farklılaşabilmektedir.

KAYNAK:Savunma Bilimleri Dergisi
The Journal of Defense Sciences
Mayıs/May 2013, Cilt/Volume 12, Sayı/Issue 1, 147-172.
ISSN: 1303-6831

Toplumsal Kültür Araştırmaları İçin Değer Merkezli
Bütünleşik Bir Kültür Modeli Önerisi

Yazının tamamı PDF dosyası olarak aşağıdaki linktedir.

http://kho.edu.tr/akademik/enstitu/savben_dergi/mayis2013/belgeler_pdf/7_erkenekli.pdf

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 16 Kasım 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

KÖÇEK KÜLTÜRÜ

Sinop, Kastamonu, Bolu ve çevresinde  yaşatılan KÖÇEKLİK geleneği hakkında yapılan bilimsel bir çalışmayı paylaşıyoruz. Yüksek Lisans Tezi olan bu çalışma, konu hakkında herkesin kafasında oluşan bir çok soruya cevap olacak niteliktedir.

Tez, detaylı ve uzun bir çalışmadır. Aşağıda bu tezin bazı bölümlerine yer verdik. Tezin tamamı PDF dosyasıdır. Tamamını okumak isteyen “köçek” linkini tıklayabilir.

köçek

T.C.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
MESLEKİ ROLLERİN SEÇİMİNDE KÜLTÜREL ETKENLER: KÖÇEK ÖRNEĞİ
BÜLENT TAŞKIN
2501090144

TEZ DANIŞMANI
PROF. DR. TAYLAN AKKAYAN
İSTANBUL 2012

Köçekler, geçmişte belirli yörelerdeki düğünlerin ayrılmaz bir parçası olup; genel olarak kırsal ve geleneksel toplum yapısına ait bir unsurdu. Günümüzde ise köyden kente göç edenlerin, kültürlerini de beraberlerinde getirmeleri sayesinde kente taşındılar. Köçekler yalnız düğünlerde değil, televizyon kanallarındaki eğlence programlarında görünür oldular ve az da olsa çeşitli belgeseller ile akademik çalışmaların da konusu haline geldiler.

………………………………

Çalışmada köçeklik yapan kişilerle birebir görüşülerek elde edilen bilgiler, istatistiki analizler sonucunda tablo ve grafik haline getirilmiş ve çekilen fotoğraflarla da çalışmanın görsel yönü desteklenmiştir. Elde edilen sayısal ve sözel saptamalar dikkatlice incelendiği takdirde, günlük hayata dair pek çok potansiyel sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır.

……………………………….
1.5 Köçek Geleneğinin Tanımı ve Tarihsel Gelişimi

Etek (fistan) giyen erkek dansçılar olarak tanımlayabileceğimiz köçeklerin kökeni, kesin olarak bilinmese de; Türklerin Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçmesinden sonra ortaya çıktığı düşünülmektedir. Günümüzde ağırlıklı olarak Kastamonu ve Sinop illerinde (Foto: A1-A2) bulunmakla birlikte; Ankara, Samsun, Zonguldak, Bolu ve Bartın gibi illerde de köçeklere rastlamak mümkündür.
Halkbilimci Yaşar Sarıkaya’ya göre ise; Türkler Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçtiklerinde çevredeki Ermeni, Rum ve Yahudi topluluklarıyla etkileşime geçerek, birçok kültür öğesiyle birlikte dans kültürünü de almışlar, ancak Müslüman olmaları sebebiyle dans eden kadın figürünün yerine erkek figürünü koymuşlardır. Köçeklerin fistanlarına bakıldığında da, özellikle Rum kültüründen esintiler görülmekle birlikte; fistanların üzerindeki pırıltılar ile kullanılan zillerde Arap kültüründen izler bulunmaktadır. Ayrıca; köçeklerin sıklıkla sergiledikleri “geriye doğru eğilerek içi dolu rakı bardağını alma” gösterileri, Rum kültüründe de sıkıca görülen bir eğlence biçimidir. Sonuçta hangi kültürün, hangi kültürden ne derece etkilenmiş olduğunu kesin olarak söyleyebilme şansımız olmasa da; hem Müslim, hem de gayrimüslim kültürlere ait unsurların yer aldığını belirtebiliriz.

Farsça küçük, genç anlamını taşıyan “kuchak” kelimesinden gelmekte olan “köçek”; hem yapılan dansa, hem de bu dansı icra edenlere denilmektedir

“(http://www.facebook.com/pages/KOCEK/112401400132?ref=search&v=wall#!/pages/KOCEK/112401400132?v=info&ref=search Çevrimiçi Ekim 2010).”

Osmanlı toplum yapısında kadının içkili eğlence ortamlarda dans etmesine sıcak bakılmamasının, köçeklerin yaygınlaşmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Zira o dönemlerde kadın dansçıların sadece kadınların katıldığı kına gecelerinde, loğusaların “kırk hamamları” gibi eğlencelerde; yani kadınlara ayrılmış bulunan özel alanlarda sahneye çıktıkları bilinmektedir (Kurt, 2007: 51).

Özellikle Rumlar, Romanlar ve Yahudilerden seçilen güzel yüzlü erkek çocukları İstanbul’un belirli semtlerinde eğitilirler ve bu çocuklar güzelliklerini kaybedene veya sakalları çıkana değin dans etmeye devam ederlerdi. Bu çocukların etek yerine şalvar giyerek dans edenlerine ise “tavşan” denilmekteydi (Özen, 2000: 88-96).

Günümüzde “Tavşan” denilen dansçılara artık rastlanılmadığı gibi, bunlarla ilgili yeterli yazılı kaynağa ulaşabilmek de mümkün değildir.

Osmanlı döneminde İstanbul’da çok sayıda köçek kolu (ekibi) bulunduğu rivayet edilmekte olup; Yahudi, Rum ve Ermenilerin kendilerine özgü kolları olduğundan bahsedilmektedir.

……………………………

Sinop ve Kastamonu’da yapılan gözlemler sırasında Sinop’ta ki köçek geleneğinin, Kastamonu’ya nazaran azaldığı gözlenmiştir. Burada hem köçek sayısı, hem de köçeklik yapılan düğün sayısı daha azdır. Bun sebepten ötürü; Sinop köçek ekiplerinde genelde tek köçek olurken, Kastamonu ekiplerinde ortalama köçek sayısı 2’dir (Tablo: C-39). Bazı ekiplerde tek köçek bulunmasının nedeni, ekip sayısı arttığı takdirde kişi başına düşecek olan para miktarının da düşecek olmasıdır. Ayrıca, günümüzde köçek sayısının az oluşu da ekipte 2. bir köçek daha bulunmasını güçleştirmektedir. Yine de düğün sahipleri 2 köçekte ısrar ediyorsa ve verilen ücret de yeterliyse ekibe 2. bir köçek daha katılabilmektedir.

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ekim 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

“4K PROJESİ”İÇİN DİKMEN KÜPLÜCE KÖYÜNDEYİZ

Köyün eski yaşamı hakkında söyleşi 

KÜLTÜR KÖPRÜSÜ  KURUYORUZ

12 EYLÜL SALI, Dikmen ilçemize bağlı KÜPLÜCE köyündeyiz. Köy muhtarı Mehmet YILMAZ proje ekibimize rehberlik etti. Köy 40 haneden oluşuyor. Halkın Gerze ve Dikmen ilçesinden daha çok, Alaçam ile bağlantısı var. Çünkü Küplüce  Samsun il sınırına çok yakın. Kanlıçay asfaltından köye doğru yükselmeye başladık. Doğal güzellikler içinde, yüzümüze tokat gibi vuran memleket manzaraları, gerçeğin afişiydi.

Köy ve kent insanları arasında dostluklar kurulması, kültürlerin birbiriyle kaynaşması, doğal yaşamın artılarının kaydedilmesi ve yardımlaşma  “4K KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ” projemizin hedefleri arasındadır. Söyleşi ve araştırmalarımız için görüşmeler yaptık. YİBO mezunu olan ve iyi liselere yerleşen öğrencilerimizi ziyaret ettik.

Öğrencilerimiz, eğitim hayatları hakkında bilgiler verdi. Köyde her alanda atölye çalışması yaptık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi kutluyoruz.

Paylaşılan sevginin ifadesi çok zordu. Gözlerden öze, sözlerden göze, kentten köye bir köprü oluşmuştu. Muhtar bizimle hane hane dolaştı, emeği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

KÖY ATÖLYESİ

Öğretmenlerimiz Ayşe CENGİZ ve Zülfiye ŞANLI tarafından  her yerde Köy Atölyesi kuruldu.

Bazen ev önü, bazen tarla, bazen cami avlusunda. Kentte unuttuklarımız  köyde yaşıyordu. Çünkü köyde herkes birbirine muhtaçtı. Kazanç egosu duvarları, teknolojinin getirdiği umursamazlık henüz oluşmamıştı. Çocukların el becerileri, davranış yönetimleri yaşlarından daha ileriydi.

Çalışmak isteyene bir iskemle bile yetiyordu. Masaya otur yavrum “yok olmaz”, yere otur çocuğum “hayııııır”, bak bilgisayar masan çok güzel orada boya, “bana ne canım boyamak istemiyor” diyen isteği bitmeyen YERİ DARLAR ile aralarında ne kadar uçurum vardı. Onlar mutluydu, kendileri ile ilgilenilmesi, onlarla zaman geçirilmesi kendilerini önemli hissettirmişti.

Aileler de çocuklarını atölye çalışmasında yalnız bırakmadılar. Dernek başkanımız Y.SARIKAYA 1982 yılında bu köyde öğretmenlik yapmış olduğu için, köy onun önerisi ile proje kapsamına alındı. Babasının öğretmeni ile karşılaşmak kızını çok sevindirdi ve babasının öğretmeni ile poz verdi.

                            PROJE EKİBİMİZ YENİ KÖPRÜLER KURMAYA DEVAM EDECEK

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

KÖY ATÖLYESİ ÇALIŞMALARI

DİKMEN İLÇESİ KADI KÖYÜ

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ağustos 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: ,

ABLA ANNE ATÖLYE ÇALIŞMASINDA

ABLA ANNE ATÖLYE ÇALIŞMASINDA

Bize sorumluluk sahibi olmak ve üretmek için risk almanın yaşı olmadığını gösterdin abla anne.

 

Çalışmaya katılmaktan heyecanlıydı. Resim kağıdı ve boyalarla arasındaki sevgi akışı dışa yansıyordu. Renkleri kağıtla buluştururken, mutlu ama aceleciydi. Bu çalışmaya katılmak için baktığı kardeşini muhtarın eşinin kucağına verdi. Üstünde hem zaman hem de sorumluluk baskısı vardı.

Atölye çalışmasına iki kardeş birlikte katıldı. En küçük kardeş henüz yürüyemiyordu. Annesi hayvan güderken, iki küçük kardeş ablaya emanetti. Ortanca kardeş ablasını imrenerek seyretti sonra o da çalışmaya başladı.

Mutluluk yüzünüzden eksik olmasın, üretme gücünüz hep artsın çocuklar. Sizin gözünüzden hayatı görmek, farklı bir perspektif. Farkındalık yaratmak da 4K Projesinin amacı.

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

4K PROJEMİZ İÇİN DİKMEN KADI KÖYÜNDEYİZ

4K PROJEMİZ İÇİN DİKMEN KADI KÖYÜNDEYİZ

4K Köy Kent Kültür Köprüsü Projesi uygulamalarına bu gün başladık. Tarihin 17 Ağustosa olması, hepimizi duygulandırdı. Derneğimiz kurulmadan önce, arkadaşlarımızla 1999 GÖLCÜK depremine yardım götürmüştük. Aynı ekiple bu gün projemizi gerçekleştiriyorduk. Bir daha o günlerin yaşanmamasını dileyerek yola çıktık. .

Dikmen Kaymakamı Sayın Mustafa GÖZLET  ilk zıyaret makamıydı. Başkanımız 2. kitabını kaymakama sundu.Dernek Başkanı ile birlikte Başkan Yardımcısı Ayşe CENGİZ, Denetleme Kurulu Başkanı Zülfiye ŞANLI ve kültür köprüsü kurulacak Kadı köyü muhtarı proje çalışmaları hakkında kaymakamı bilgilendirdi..

Kadı köyü muhtarı Kasım ÇETİNKAYA’NIN aracı ile köye geldik.Ahşap köy evleri  dikkatimizi çekti. Evlerin hepsinde balkon vardı. Dış kapıların  üst tarafı oval çalışılmıştı.

Projenin amacı doğrultusunda Dikmen Kadı köyünün kültür yapısı araştırıldı.Yaşlılar ve hastalar ziyaret edildi, hediyeler verildi.Eski kültürler hakkında bilgi alındı.

Felç geçiren teyzemiz bir yıldır yatakta, kendisine gelini bakıyor. Kendisi ile sohbet ettik, eskilerden hatırlayabildiklerini can kulağı ile dinledik.

Eğer insanın ömrü yeterse, yaşlılık kaçınılmaz. Yaşlılarımıza sağlıklı ömür ve şifalar diliyoruz. Bizlerle paylaştıkları değerli bilgiler için hepsine teşekkür ediyoruz.

Yöre türkülerini dinlediğimiz kaynak kişiler.

Teyzemiz eli ile dokuduğu Serbes torbasını derneğimize hediye etti, biz de hazırladığımız hediyeleri ona verdik.

Kök boya konusunda, Kadı köyünün çok zengin bir geçmişe sahip olduğunu öğrendik. Söyleşi görüntülerini kaydettik. Sinop için önemli bir arşiv olacağını düşünüyoruz. Anlatılan otların, ağaç kökleri ve kabuklarının şimdi aynı sonucu verip vermediğini denememiz gerekiyor.

Muhtarın hanımı Melek ÇETİNKAYA, köy türküleri, yemekleri, pestil, turşu ve erik çeşitleri hakkında önemli bilgiler verdi.Köyün mahalleleri muhtar rehberliğinde dolaşıldı, çocuklar, anneler, gelinler, yaşlılar ile görüşüldü.

KÖY ATÖLYESİ

“Köy Atölyesi ” hazırlandı. Atölye çalışmaları yapıldı.Çocuklar öğretmenleri Zülfiye ŞANLI ile çalışmalarını sürdürdüler. Çalışma sonunda katılımcılara hediyeleri verildi.

 

Projemiz uygulamalarına devam edecek.

 

.

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Ağustos 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMASI İÇİN VAR MISINIZ?

Kuşburnu, erik, kızılcık marmelatı, kaynana dili inciri ve  kokulu üzüm peltesi üreten sevgili Sinoplular; pazar bulacak işletmelerin döngüyü sürdürecek muhataplara ihtiyacı vardır. Sinop’ta perakende  satış yapılmaktadır. Sinop dışındaki pazara açılma durumunda ürün yetiştirme için tedarikçi olmak isteyenlere duyurulur.

Sinop köylerinde yapılan erik pestili, köylerimizin katkısız ürünlerinden biridir. Derneğimiz 2008 yılında düzenlediğimiz, organik gıda kermesinde erik pestilinin tanıtımını yapmıştır. Erik pestilimiz hiçbir yörede yapılan pestile benzemez. % 100 doğaldır. Bu ürünümüzün CEZERYE gibi paketlenerek Sinop’u temsil etmesini istiyoruz.

SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Özden KILIÇ, Sinop Mutfağı konusunda önemli çalışmalara imza atmış ve atıyor.  Kendisi Sinop Ayancıklı, İstanbul’da başarılı bir işletmeci. Pestil konusu ile de ilgilendi, kendisine teşekkür ediyoruz. Sinop için hayırlı olmasını diliyoruz.

PESTİL NASIL YAPILIR?

Yapan kişinin ağzından dinlemek ister misiniz? yöre ağzı ile aktarılan anlatımda bazı sözcükeri anlayamayan olacaktır.  Naşaba, maşraba; ırgalama sallama karşılığında kullanılmıştır.Bu kültürümüzün değerini bulsun istiyoruz.

BİR İNCİ MEMLEKETİM- Yaşar SARIKAYA-2010, Sayfa 419

TATLICAK PESTİLİ

 

Muhtarın hanımına pestil yaptın mı diye sordum. Kapının önündeki pestil tahtalarını gösterdi. Gelini eve koştu, pestilleri getirdi. Doğal meyve tadını aldığımız bu pestiller, hiç katkısızdı. Sadece eriklerden yapılmıştı. Beğendiğimi gören Ayşe Ekşi, nasıl yaptığını anlattı:

“Pestili eriğin ağacına çıkıyom biricik biricik topluyom. Irgalıyom pakraklara koyuyom, kazanda kaynatıyom. Süzekten geçiriyom naşabaynan tahtalara koyuyom. Kurutuyom erik ağacından, incirden de olur bizde incir olmaz. 15 dakikada pişiyo. 2- 3 günde kurumaz, tahtaları sergende direk çakıyoz öyle kurutuyoz. Sofra üzerine de koyuyom, kurutuyon Kuruyunca, ertesi günü üstüne bi daha ekliyoz. Yüzleme diyoz.

Başka mayalı ekmek, hamillek ediyoz. İslah mayalıyoz, yapıyoz, üstüne bazı şekar da sepiyoz. Oklocumuzu yaslacımızı alıyoz. Unu mayalıyoz, hamuru açıp yağlıyoz, açıyoz bita yağlıyoz, çullu katlama yapıyoz.  Ispanaklı, keşli oluyo. Bayat hamursuzları ufalıyoz, soğan ile kavuruyoz iki yufkanın arasına goyoz.

Köyümüzün adını bi adam gomuş. Sarımsak Caminin yanında oturmuş, Sarımsak’ta kimse misafir etmemiş. Tatlıcak mahallesine gelmiş. Herkes hoş karşılamış. Buranın adı tatlıcak olsun, insanları tatlu karşılıyo demiş. Bunu yaşlı adamdan duyduk. .”

Çevre köylerden Başsökü ve Tilkilik’te de aynı pestil yapılır. Bölgede meyve ağaçları çok olduğundan, pekmez ve pestil olarak değerlendirilir.

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Ağustos 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,