RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ (2. bölüm)

Dernek yöneticileri çalışmalar hakkında sunum yaptıktan sonra, Daha önce halkbilim ödülü alanlar arasında, Sinop halk kültürüne yeni katkı sağlayanlar eserlerini tanıttılar.

Veteriner Hekim Sayın Ahmet KÜÇÜKBAŞ,  “Sinop Ve Çevresinde Mantarlar” konulu araştırması ile 2014 yılında ödül almıştı. Yeni eseri “Boyabat Kalesi ve Çırabozan Dehlizi” isimli kitabı hakkında bilgiler verdi.

Sayın Dr. Ergün ACAR “SİNOP SÖZ VARLIĞI” kitabı ile 2016 yılında halkbilim ödülü almıştı. SİNOP MANİLERİ isimli yeni kitabı ve “Sinop Kıpçak Türkleri” makalesi ile Sinop halk kültürüne katkı sağladı. Çalışmalarını anlattı.

Sayın Dr. Songül ÇEK 2016 yılında “Bir Senkretizm Örneği Olarak Sinop’ta Helesa Geleneği Ve Mitik Nitelikleri” makalesi ile Sinoplu’nun helesa geleneğine yeni ufuk kazandırarak halkbilim alanında ödül aldı. Bir ekip çalışmasında yer alan Songül ÇEK, yeni yayımlanan çalışma hakkında davetlileri bilgilendirdi.

Sayın Dr. Alpay TIRIL, 2016 BİLKE 3. Halkbilim ödüllerinde, “Türk Siyasal Yaşamında Sinop Cezaevi ve Sürgünler, Cumhuriyet Döneminde Sinop ve Halk Kültürü Bağlamında Kırsal Peyzaj Okumaları Örneği” eserleri ile ödül almıştı. Yeni yayımlanan ve bir ekip çalışması olan eseri hakkında bilgiler verdi.

Ödül törenine geçildi.

AKADEMİK DAL – Uluslararası tanıtım ödülü

1-Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU

Akademik alanda sayısız makale, basılı kitaplar, araştırmalar, uluslar arası yayınlar, danışmanlık, Nükleer Tıp, Tıp tarihi ve Tıp Hukuku alanlarında uluslararası çalışmalar, uluslararası tıp derneklerinde kuruculuk ve başkanlık

Sinop’a kazandırdığı eserler

“Sinoplu Mümin Mukbil’in Göz Nurunun anahtarı ve Sevinç Hazineleri ( dünyadaki 8 nüshadan biri)

“Sinop’un Sıhhi İçtimai Coğrafyası”

Kendisi gelemediği  için ödülü isteği üzerine akrabası gazeteci Erkan TURAN’A verildi

  1. Türkiye’de önemli bir işe imza atan Sinoplu bir kadın

2- Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sayın Prof.Dr. Serap USTAOĞLU TIRIL

BİLKE BAŞARI ödülü: Ulusal bilimsel toplantılarda sunum ve bildiri kitabında basılan birçok bildiri ve makale. Kaybolmaya yüz tutan deniz canlısı MERSİN balığının Türkiye denizlerinde yaşama ve çoğalma çalışmaları, bu alanda STK kuruculuğu ve başkanlığı

Ödülünü alırken evlatları onu yalnız bırakmadı

HALKBİLİMİ HİZMET ÖDÜLÜ

1- Tufan BİLGİLİ

Sinop ve çocuk 1960’lar kitabı.O yıllarda oynanan Sinop çocuk oyunları, Sinop yerel ağız, mahalle diyalogları, yaşanmış olaylar.

Ödülünü gazeteci arkadaşı A.KÜÇÜKBAŞ’TAN aldı

2-ismail MIZRAKLI

13 ŞUBAT 1956 ÖNCESİ GERZEM isimli araştırma ve derleme kitabı. Eski fotoğraflar, belgeler, anılar, yerel kültür

3- FOLKLOR ARAŞTIRMACISI Ozan ÖZDEMİR

Somut olmayan Küültürel Miras Ulusal Envanter ve İl EnvanterindeYer Alan Küültürel Unsurlarımız: El Sanatları Geleneği Kapsamında: Çember- Peşkir- Durağan Entarisi- Ayancık Göynek Yakası İşlemeleri- Mahrama- Nezgep- Gemi Modelciliği- Kotracılık- Bıçakcılık- Sepetçilik.

Gösteri Sanatları Kapsamında: Güreş Geleneği.

Toplumsal Uygulamalar Ritüel ve Şölenler Kapsamında:Bolluk Aşı Geleneği- Gişi(kişi) Geleneği- Ziraat (zırat-sirat)KesmeGeleneği – Hıdrellez Geleneği-Helesa-Altı Ay Kınası- Çuval Ağzı Açma Geleneği.

Doğa ve Evrenle İlgili Uygulamalar Kapsamında: Değirmen ve Değirmen Kültürü-Keşkek Geleneği.

 

Yeni kitabı “Yaşayan Sözlü Edebiyat Ürünleri Sinop Örneği”

Annesinin rahatsızlığı nedeniyle il dışında olduğundan, isteği üzerine ödülü  onun yerine Alpay TIRIL aldı.

4-Günay ÖZDEMİR,

Sinop’un tarihi ve kültürel değerlerinden 105 tanesinin “tarama tarzı” çizimi Sinop Valiliğinin desteği ile yayımlanan Valilik tanıtım kitabı

“ÇİZGİLERLE SİNOP”

 

GELENEKSEL EL SANATLARI ÖDÜLÜ

Kenan ASLAN Marangoz Ustası:  Tarihi evlerin restore, bire bir ölçüde minyatürlerinin tasarımı ve ustalığı, su değirmenlerinin çalışan minyatürü tasarımını fuarlarda sunma, meslek aşığı, ünü çevre illere yayılmış  aranan başarılı bir usta

Törene gelemedi, ödülünü isteği üzerine Boyabat Gazetesi güçlü kalemlerinden İsmet SEZER aldı

ORGANİK TARIM -ÜRETİM ve PAZARLAMA

1-Uğur Cengizhan KAPTAN

Gerze Yaykıl köyünde kapsamlı ve bilimsel temelli organik tarım uygulama çalışması,Türkiye’de doğal tohum üzerinde arge çalışmaları, organik üretim ve pazarlama, STK çalışmaları, bilgisayar mühendisi olarak sosyal medya kullanıcısı

Organik Tarımın gerekliliği konusunda girişimlerini anlatan KAPTAN, basının ilgi odağı oldu.

2- İlyas ÇOLAK,Emekli  ZİRAATÇİ: Organik fide ve organik tohumları üretme  ve Sinop köylerine giderek ulaştırma, Arıcılık çalışmaları, Ziraat ve Arıcılık alanında STK çalışmaları, sera ortamında üretim

Yanında getirdiği organik fideler hakkında katılımcılara bilgi verdi.

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 14 Mayıs 2018 in 18 Mayıs 1919

 

Etiketler:

BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ (1. bölüm)

Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiğimiz BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ 12 mayıs 2018 Cumartesi günü saat 14.30’da dernekte düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi.

Açılış konuşmasını Denetleme Kurulu 2. Başkanı Şehnaz TEZCAN yaptı. 18 Mayıs 1919 anısına düzenlenen bu etkinliğin amacını anlattı.

Atatürk18 Mayıs günü Bandırma Vapuru ile  Sinop’a gelmiştir. Bu konu hakkında tereddüte sebep olan konuya değinmemiz gerekir.   “Ocak- 1952 tarihli Vakit Gazetesinde, “İSTİKLAL SAVAŞINDA SİNOP”  başlığı ile yer alan yazı 18 Mayıs 1919 günü gelen vapurda Mutasarrıf Mazhar Tevfik Bey’i karşılamaya giden mektupçu H.Hilmi ULUĞ tarafından yazılmıştır.

H.Hilmi ULUĞ Mutasarrıfı karşılayıp Sinop’a  götürür.  O gün Sinop Limanında gün doğusu rüzgârı estiği için vapur iskele açıklarında demir atar. Mazhar Bey, motorla şehre gelir ve paşayı davet etmeleri gerektiğini düşünür. Bir yazı ile davet eder ve   mektupçu ile gönderir. Tekrarmotor ile Bandırma vapuruna giden Hilmi ULUĞ, Atatürk’ü Sinop’a davet eden yazıyı verir. Atatürk cevaben şunları yazar:

“Muhterem Mutasarrıf Beyefendi:(1)

Sinopluların hakkımda gösterdikleri hissiyata çok teşekkür ederim. Rahatsızlığım dolayısıyla davetlerine icabet edemediğimden müteessirim. Kendilerine selam ve muhabbetlerimin iblağına[3] dalaletinizi rica ederim.

İmza: 3. Ordu Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal”

Bu resmi cevaptan sonra Atatürk tebdili kıyafetle Sinop’a çıkar. Sinop işgal altındadır, resmi olarak Sinop’a çıkışını gizli tutmuştur. M.Şakir ÜLKÜTAŞIR 18 Mayıs gününü anlatıyor:(2)

“17 Mayıs 1919 Cumartesi sabahı İnebolu’ya varıldı. Fakat Mustafa Kemal kasabaya çıkmadı. 18 Mayıs Pazar günü öğle vakti Sinop limanına giren gemi, alelusul pratika verdikten biraz sonra, Mustafa Kemal şehre çıktı ve burada Sinop’un ileri gelenleriyle görüştü. Sinop’ta Pontus Cemiyetinin bir şubesi vardı. Başlarında eczacı Vasil bulunuyordu. Paşa bunların faaliyeti hakkında malumat aldı. Konuşmalar sırasında müstakbel bir mukavemet için,  huzurundakileri uyarıcı bazı sözler de söyledi. Çok heyecanlı idi. Bir an evvel Samsun’a varmak istiyordu. Akşam saat 20 den sonra Sinop limanından demir alan, yani kalkan Bandırma vapuru, Gerze ve Bafra sahilleri boyunca Samsun’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladı. Bütün gece seyrine devam etti. Mustafa Kemal, gemide iki gece hiç uyumamıştı.”

Tören Gazeteci Mustafa GENÇ’İN konuşması ile devam etti. GENÇ,o günü yaşayan Sinoplulardan dinlediklerini anlattı:

Dernek Başkanı Yaşar SARIKAYA “bu günün ve derneğin amaçlarını anlattı. Belediye Başkanının, tamalanmakta olan ÇEKEK YERİNE “18 Mayıs 1919″ anıtı sözünü verdiğini davetlilerle paylaştı. Doğa ile iç içe yaşayan insan ile kültür arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Ekosistem zincirini, kültür akışında da görebiliyoruz. M.Önceden günümüze kültür tarihine bakmalıyız. Ses ve konuşma, duvar resimleri, figürler, sonra yazının icadı, matbaanın icadı; makineleşme ve sanayileşme bir sıra arz etmektedir.

Bu zincirlerde kopuş, zorlama, ve dayatma her iki sisteme de zarar verir. Eko sistem kirlenir, küreselleşme kapımıza dayanır. Kırsallarda tarlasını ekemeyen, zorlu koşullardan büyük şehre göç eden insanlar da gittiği ortama uyum sağlayamaz.Doğal gıdadan, temiz havadan, değerlerinden geçmişler, kendi kültürlerini, hikayelerini, masallarını, el sanatlarını unutmuşlardır.  Sanki büyük bir sel sürüklemiş gibi tutunduğu dala sarılma ihtiyacı duydukları görülür. Bu nedenle, kırsallarda kaybolan kültürümüz ve dezavantajlı gruplar BİLKENİN hedef kitlesidir. Doğaya borçluyuz, ona iyi davranmalı ve korumalıyız. Birbirimize borçluyuz, kültür ve değer kayıplarımızı korumalıyız. Bike Projeleri bu amaç üzerine başladı. Başlıklarını vermek istiyorum: Sinop TİRİT, 4K KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ, KUZEY YILDIZI, PAYLAŞIM PROJESİ, ATÖLYE ÇALIŞMALARI, KÖK BOYA ARAŞTIRMALARI, SİNOP TOPRAĞI” DEDİ.

Proje detayları hakkında Denetleme Kurulu Başkanı Zülfiye SANLI bilgi verdi

Zülfiye ŞANLI şunları anlattı: “4K Projesinde köylere gittik. Yaşlılarla görüştük, kaybolan kültürlerimiz hakkında konuştuk. Derlemeler ve araştırmalar yaptık. Köy Atölyesi kurduk ve çocuklarla atölye çalışması yaptık. Onların el becerilerindeki başarılarını gördük. Hediyeler verdik. Paylaşım Projesi ile köylere üyelerimizin verdiği yardımları ulaştırdık. Paketlemeden sorumlu arkadaşımız Başkan Yardımcısı Ayşe CENGİZ bu konuda canla başla çalıştı, bizler de yardım ettik. Dikmen, Saraydüzü, Durağan kırsallarına kuruluşumuzdan bu güne 20 kez yardım paketleri ulaştırdık. Yangında evi yananları tespit ettik ve gittik, ev eşyası, kumanya, giyecek götürdük. Dernekte yapılan  atölye çalışmalarında bağlama, gitar kurslarına katılan öğrencilerle sahne performansı sergiledik. Bu çalışmalar KUZEY YILDIZI PROJEMİZE temel oldu. Eğitime destek konserlerinde projenin tanıtımını yaptık, eğitim grupları oluşturduk.  YBO öğrencilerinden  dezavantajlı gruplardan  başarılı kız öğrencilere 10 yıldır burs vermekteyiz. Mezun olan öğrenciler arasında çok sayıda doktor, avukat, hakim, öğretmen, bilgisayar mühendisi var. Bu projemiz üyelerimizin katkısı ve eğitime destek grupları sayesinde devam ediyor.

(1) yazının tamamı “Bir İnci Memleketim”, s,9- 18, Y.SARIKAYA

(2) Türk Kültürü 5. cilt, s: 30 M. Şakir ÜLKÜTAŞIR

[3] İblağ: yetiştirme, ulaştırma, tebliğ etme.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Mayıs 2018 in 18 Mayıs 1919

 

Etiketler:

YOLLAR BİZİMDİ BU GÜN, DAĞLAR BİZİM

26 MART 2018. Hava çok güzeldi. 4K Köy Kent Kültür Köprüsü Projemiz için yollarda idik. Ağaçlar  çiçeklerle bezenmiş, kuşlar şarkı söylüyorlardı. Arabaya yüklediğimiz köliler derneğe sevgiyle gelen ve sevgimizle paketlenen ürünlerdi. Dikmen ilçemize ulaştık ve KÜPLÜCE köyüne geçtik. Bu köye proje kapsamında ikinci gelişimizdi.  Köy merkezinde  Köylü ile buluştuk.

Yangın nedeniyle 3 evin tamamen yandığını öğrendik. Koliler açıldı, isteyen istediği ürünü seçti. Baharın çiçeklerle süslendiği gibi, hepimizin gönlünde de çiçekler açmıştı.

BİLKE 10. yaşında. 10 yıldır Durağan, Dikmen, Saraydüzü ilçe ve köylerinde bu çalışmaları yapıyoruz.  Bize ulaştırılan ürünleri biz de yerine ulaştırdık. Bize yardımcı olan SELİN TİCARETE ve tüm üyelerimize teşekkür ediyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Mart 2018 in Haberler

 

Etiketler: , ,

TOPRAK HAVA SU VE GÜNEŞİN DOSTLARI

Ayşe Yaşar SARIKAYA

KÜLTÜRE YENİ BİR BAKIŞ 

Derleme görüşmeleri- Başsökü Köyü Ayşe Aslan ve eşi

Kadınımız yüz yıllarca el işlemelerine umudunu, sevdasını ve sırlarını saklamıştır. Doğanın güzellikleri onun ilham kaynağıdır. Toprak – hava – su -güneş arkadaşı, sırdaşı ve dostudur. Matematik inceliklerini bilircesine işlediği nakışlar, hayret edilecek ustalıklarla doludur. Ürettikleri,   tema ve renk çeşitliliği ile dünyadaki tüm örneklerin önüne geçmiştir.

İşlemelerin tarihi geçmişine bakarsak, insan yaşamına ok ile yayın kullanımıyla girdiği görülür. Araştırmalar, kökü çok eskilere uzanan ok-yay, yaba şeklindeki işaretlerin, duvar kabartmalarında, çanak-çömlek, madeni eşyada, hiyerogliflerde, çeşitli el sanatlarında, giysilerde ve parada hayvan ve insan figürleri ile birlikte kullanıldığını gösterir. Asya’dan Anadolu ve Avrupa’ya kadar mağaralar, kayalar, mezar taşları, hanlar, kervansaraylar, dinsel mekânlara işlenen damga ve işaretler, bu geleneğin yaygın olduğunu göstermektedir.  Çember, ok-yay örneklerini, Anadolu Medeniyetler Müzesinde sergilenen Hititlere ait eserlerde görmek mümkündür.

Anadolu köylerinde süs, nakış, işleme, yanış, su, belliş, çekipi, tabak, örnek, goraf, ala, oyu, cin ve im sözcükleri kullanılır. Bu gün yaygın olan motif ve desen kelimesi ise dilimize Fransızcadan yerleşmiştir. Motif bu dilde tema anlamına gelir.

Durağan kadın giysisi elbise önündeki nakış el işlemesi, aynısı arkada da var 

Sinop köylerinde ise süs, nakış, su, işleme ve dökme sözcükleri kullanılır. Dağlık köylerde yaptığım araştırmalarda, entarinin kol altına veya keten şalvarın ağ kısmına konan ek parçaya, YEN denir. İşlemede kullanılan yanış kelimesinden geldiğini düşündüğüm bu sözcük, giysinin kolu anlamında da kullanılmıştır. Giysinin kolu yan tarafındadır, yan sözcüğünü yen olarak benimsemiş ve kullanmışlardır. Ayancık ilçemizde de tepelik olarak işlenen nezgepe, sağ ve sol yanından takılıp çeneden geçirilen 1 cm enindeki işlemeye YENGİL adı verilir. Eski Türkçede işleme anlamına gelen yanış sözcüğü, Sinop kültüründe yen olarak karşımıza çıkar.  Gerze ve Dikmen köylerinde işlemeye nakış derler. Arapça nakş etmek anlamındaki “nakş” kelimesinden gelmektedir. Köylü, bu sözcüğü konuşma dilinde naaş olarak seslendirir. M.Ö. binlerce yıldan beri, köklü devlet olma geleneğinden geliyoruz. Kullandığımız sözcükler ve zengin kültürümüz o binlerce yılın, farklı coğrafyaların birikiminin hatıralarıdır.

Sevgiliye yazılmış mektup gibidir işlemeler

Sinop’ta olduğu gibi Anadolu’nun her bir köşesi işlemeler, dokumalar ve oyalarla doludur. Kadınlar işlemelerinde kimi zaman duygularını dillendiren şair, kimi zaman renkleri anlamlandıran ressam olmuştur. İşlemeleri, bazen sevgiliye yazılmış birer mektup gibidir. Sevdiğine sarı çevre gönderen genç kız, aşkını ve bu aşktan sararıp solduğunu anlatmaya çalışır. Selvilerle bezenirse, hasretinden ölmeyi düşündüğünü ifade eder. Yeşille süslü ise arzusunu; mavi ve çiçek bezemeli ise ümitli ve şevkli olduğunu belirtir.

İşlemelerde çiçek, yaprak, ağaç, meyve ve hayvan temaları işlenir. Kadınlarımız desenlerde, şafak ve gurup vaktinin renklerini tercih ederler. Kullandıkları kökboyanın kalıcılığı bu işlemelerin mührüdür. Ayrıca saçlarının tellerini siyah iplik yerine kullandıkları da görülür. İşlenen saçlar günümüze kadar canlılığını kaybetmeden gelmiştir.

Sinop kırsallarında derleme yaparken, kadınlarımızı erkeklerle birlikte tarlada, bağda, bahçede çalışırken buldum. Görüşmelerimi zaman zaman tarlada, zaman zaman evde, bazen de kapı avlusunda yaptım. Onlarla dağa oduna giderken de görüştük. Sırtına yüklediği odunun ağırlığı altında ezilirken bile “evimize buyurun çayımızı çorbamızı için” diyerek misafirperverliklerini sergilediler.

Gerze kadın giysisi 

Sinop kadın işlemeleri, ilçe ilçe farklılıklar göstermektedir. Araştırmalarımda, Durağan’da önü ve arkası işlemelerle bezenmiş çok önemli kadın giysisi gördüm.  Gerze ve Dikmen köylerinde çok çeşitli paça ve entari nakışları derledim. Ayancık ve Türkeli bölgesinde yaka, nezgep ve paça nakışlarındaki incelik çok dikkat çekiciydi. Boyabat’ta işlenen peşkir ve örtü nakışları, saray kültürünün detaylarını taşıyordu. Durağan, Saraydüzü ve Boyabat yöresi çember dokumaları günümüze kadar taşınmıştı. Mahrama ise Durağan’a özel, öne çıkan bir kültürdü.  Kadınlarımızın mutfak kültürü de göz ardı edilmemeliydi.

Madalyonun arka yüzü     

Türkiye’nin birçok üniversitesinden öğrenciler, bitirme tezleri için derlemelerim, görüntü, fotoğraf ve söyleşilerimden faydalandılar. Araştırmalarımı seve seve paylaştım. Araştırmalarımın sebebi, madalyonun arka yüzündeki gerçektir. Batı Karadeniz Bölgesinde, dağlık kesimlere yerleşen göçerlerin tarihi çok eskidir. Savaş yılları yılgınlarıdır onlar. Selçuklu dönemi, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde yıllarca Anadolu’nun her köşesinde savaşmışlardır. Savaşlar, çete saldırıları, işgaller, isyanlar nedeniyle dağılan gruplardır onlar. Sağ kalanlar, aileler halinde yüksek Sinop dağlarına tehlikelerden uzak kalmak için yerleşmiştir. Bu sebeple Sinop köylerinde yerleşim çok dağınıktır. Böyle bir ortamda, kadınlarımız okula gitmeden, kurs görmeden, işleme eğitimi almadan kendi kültürlerini yaşatmıştır. Büyük şehirlere yapılan göç ile bu çalışmaların arkasının kesilmesi üzücüdür.

Savaş mitoloji destan kahramanı kadınlarımız

Eski kadınlarımız, tarih boyunca her alanda varlıklarını ortaya koymuştur. Tarih sayfalarının savaş, mitoloji ve destan kahramanlarıdır onlar. Modayı kendileri yaratmış, kültür ve sanatta varlıklarını dünyaya göstermişlerdir.  Yöremizin gençleri ve akademisyenlerini AR- GE çalışmaları ile kırsal alanlarda görmeyi yürekten istiyoruz. Memleketimiz organik tarım, biyolojik çeşitlilik, kök boya, desenler, giysiler, dokumalar, ahşap el sanatları, ahşap ve taş mimari, doğal su kaynakları, tarihi doku, yayla turizmi, kültür ve sanat alanlarında projeler geliştirecek girişimcileri özlemle beklemektedir. Yüzümüzü sanal gerçekliğin renkli popülizminden, memleket gerçeklerine döndürmek doğaya, insana,  canlılara ve tüm varlığa iyi gelecektir. Hedeflenen,  bu güzellikleri sanayileşme ile birlikte uygun yürütmektir.

Sanayileşmenin getirdikleri ve götürdükleri

Artık, sanayileşen dünyanın getirdiği kolaylıklarla yaşıyor, zamandan kazanıyoruz. Getirdikleri ve götürdükleri üzerinde düşünürsek; şapkayı önümüze koymak gerekecek. Topraklarımız boş duruyor, marketlerden alış veriş yapıyoruz. El dokuması yerine tekstil ürünleri kullanıyoruz. Polyester, katkı maddeleri,  kimyasallar tüm yaşamı kuşatmış durumda. Sokak oyunları yok olmuş, yaparak- yaşayarak öğrenme, yerini sanal deneyime bırakmıştır. Geçmişte oyununu ve oyuncağını kendi yaratan çocuk, bu gün bilgisayarda bir “tık” ile başardığını günlük yaşamda başaracağını sanmaktadır. Şairin “nerede bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım” dediği türküler, artık duygu yoğunluğunu kaybetmiştir. Bilişim teknolojileri, yarattığı sanal güçle toplum yaşamını, psikolojisini ve kültürünü yönetmeye başlamıştır.

Yılda bir kere çiçek açan bitki, hormonla her ay çiçek açmaktadır. Tavuklara gece aydınlatma uygulanıp, günde iki kere yumurtlatılmakta, bitki ve tavuğun ömrü kısalmaktadır. Çoğaltabileceğimiz bu örnekler, bize altın yumurtlayan tavuğun hikâyesini hatırlatır. Toprak- hava- su ve güneşin dostluğunu kaybetmeden, sanayi ve teknolojinin yeniliklerinden faydalanmalıyız. Yoksa bize toprak küser, hava küser su küser, güneş küser.

Kar taneleri yere inerken, hiç birbirine çarpmazmış. Eğer çarpsalardı, gökten üzerimize dev kartopları yağardı. Hayvanlar, sadece karnını doyurmak için öldürürmüş. Her zaman öldürselerdi, dünyada canlı kalmazdı. Tarla fareleri zararlı diye ilaçlanıp öldürülmüş. Daha sonra ülkede, çekirge istilası baş göstermiş. Ekosistem içinde inanılmaz bir uyum, ölçü ve denge vardır. Toplumun kültürel dengesinin de bir aritmetiği ve iç dinamikleri olduğu unutulmamalıdır. Yumuşak ve doğal geçişler bu dinamizmi olumlu etkiler. Eskiden kasaba ve nahiyeler vardı.  Köyden kasabaya yapılan göçte, kültür kayıpları olmazdı.  Büyük şehre yapılan göçlerde, sert geçişler ve sonuçları gözlenir. Çocuklar ve gençlerde kültür dejenerasyonu öne çıkar. Doğal kültürel süreklilik kırıldığı zaman, toplumun sosyolojik ve psikolojik dengeleri etkilenir.

Kadınlarımızdan kalan son işleme örneklerinin sobaya atılıp yakıldığını duyduğumda, samimiyetimle insanlığımdan utandığımı ifade edebilirim. Büyük şehirlere göçenler, kendilerine bırakılan değerli mirası canlandırmalıdır. Bu memleket hepimizin, çalışmalı ve üretmeliyiz.

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ocak 2018 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

KÜLTÜR

İnsanın var oluşu ile birlikte kültürlerin zamanda yolcuğu başlar. Hayatta kalma  mücadelesini sürdüren insan, bilinçsel düzeyine göre yaşam koşulları kazanır. Toplum kendi norm ve değerlerini, geleneksel ve bilinçsel birikimleri ile oluşturur. Kültürlerin doğal olarak kazanılması, insanın psikolojik dengesi açısından önemlidir. Sanayileşmenin, toplumun kültür yönetimini de bereberinde getirdiği görülür. Toplumlar kontrol ve komuta edilme riski ile karşı karşıyadır. Bilişim dünyasındaki gelişme, insanın psikolojik yapısına ve toplumsal dengeye olumsuz yansımaktadır. BİLKE, kişinin kendini tanımasını, aile ve çevresinin kültürel yapısını bilmesini önemsemektedir. Bu nedenle kült ve kültür konusunda  yapılan akademik  çalışmalara değer vermektedir.

Akademik çalışmalardan örnekler:

Giriş
Kültür kavramına yönelik iç içe girmiş çok sayıda tanımın bulunmasının temel nedenlerinden birisi de onu, maddi-manevi, maddimoral, açık-kapalı, görünen-görünmeyen, öznel-nesnel, soyut-somut şeklinde ikiye ayıran yaklaşımlardır Kültür görünen (maddi) ve görünmeyen (değer, inanç, norm gibi manevi) unsurların karşılıklı etkileşiminden oluşmaktadır (Morris, 2002:629). Aristo’dan Marks’a uzanan bazı düşünürler, maddi kültürün diğer kültür unsurlarını da belirlediğini iddia etmektedir. Platon’dan Weber’e uzatılabilecek idealistler çizgisi ise, belirleyiciliğin görünmeyen (düşünsel ve duygusal) kültürde olduğunu ifade etmektedir. Marks, ekonomik determinizmi; Platon ise, idealar dünyasını temel almakla birlikte, her iki düşünce geleneğinin savunucuları bir etkileşimin olabileceğini de kabul etmektedirler (Bostancı, 2002:134-135).
Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, değerlerle kültür ögeleri/unsurları arasında karşılıklı bir etkileşimin olduğu kabul edilmekle
birlikte, öncelin veya tetikleyen mekanizmanın değer merkezli görünmeyen kültür unsurlarında olduğunu varsayan bir model geliştirmektir. Değerler ile ekonomi, eğitim, bilim, sanat gibi kültür ögeleri arasındaki ilişkiyi gösteren bu modelin bütünsel olarak kültürü daha iyi anlamamıza imkân sağlayacak bir temel sunabileceği değerlendirilmektedir.

Kültür Kavramının İncelenmesi

Kültür sözcüğü Latince ekip biçmek anlamına gelen colere fiilinden türetilmiş ve 17. yüzyıla kadar, Fransa’da bu anlamıyla kullanılmıştır.
Voltaire tarafından ilk kez insan zekâsının (esprit) oluşumu, geliştirilmesi ve yüceltilmesi anlamında kullanılan sözcük; bu anlamıyla Almancaya geçip, 1793’te Alman Dili Sözlüğü’ne yerleşmiştir. Yine aynı tarihlerde Etnolog G.Klemm “İnsanın Genel Kültür Tarihi” adlı eserinde “cultur” kelimesini uygarlık ve kültürel evrimin karşılığı olarak kullanmıştır. Kelimenin bu kaynaklardan İngiliz, İspanyol ve Slav dillerine aktarıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde kullanılan Tylor’un (1871) ilk bilimsel kültür
tarifinin de Klemm’den esinlendiği kabul edilmektedir (Emiroğlu ve Aydın, 2003:523-524; Güvenç, 1984: 96; Özlem, 2000:141-142). Smith (2005) ve Çukur (2007)’a göre kültür kavramı, hayvan ve bitkilerin yetiştirilmesi gibi görsel ve somut anlamının yanı sıra “dinsel tapınma”, “dinî tutum” gibi soyut bir anlamda da kullanılmıştır. Nitekim  Savunma Bilimleri Dergisi, Mayıs 2013, 12 (1), 147-172. 149 bu soyut anlam; 16. yüzyıldan itibaren kültür kavramına, “ekme”, “yetiştirme” veya “geliştirilme” fikrinin zamanla uyarlanmasıyla zihinsel, sanatsal ve görgü kurallarının gelişimi veya gelişim düzeyi şekline dönüşmüştür. 19. yüzyılda gelişen toplumsal ve siyasal dönüşümlerle birlikte kültür; halk kültürü, millî kültür, yerel kültür gibi daha çok bir toplumun veya milletin aktarılan örf, âdet, gelenekleri veya yaşam biçimi anlamında kullanılmıştır (Smith, 2005: 13-14; Çukur, 2007:36).
Bugün herkesin üzerinde anlaştığı ve herkesi tatmin eden bir kültür kavramı ve dolayısıyla kültür tanımı yoktur. Emiroğlu ve Aydın (2003), Haviland (2002), Kottak (2001), Bock (2001), Hofstede (2001), Kağıtçıbaşı (2000), Turhan (1997) ve Güvenç (1984) gibi pek çok araştırmacı kültürün yüzlerce farklı tanımı olduğu konusunda mutabıktırlar. Krober ve
Kluckhohn, daha 1952 yılında, kültürün farklı disiplinlerde 160’tan fazla tanımını yapmıştır. (akt. Kağıtçıbaşı, 2000: 36; 004:344). Smith (2005: 15- 16) ve Çukur (2007: 37)’un aktarımına göre bu tanımları altı ana temada toplamak mümkündür: Tüm sosyal hayatta bilgi, inanç, sanat gibi ögeleri içeren betimleyici tanımlar; kültürü kuşaklar arası aktarılan bir miras olarak gören tarihsel tanımlamalar; kültürü bir topluluğun “yaşam tarzı” ya da davranış ve eylemlerini biçimlendiren ortak kurallar veya değerler
bütünü olarak kabul eden normatif tanımlamalar; çeşitli toplumsal ögeler ve kurumlar arasındaki güç, üretim yöntemleri, otorite ve hiyerarşi gibi niteliklerin dinamik ilişkisine odaklanan yapısal tanımlamalar; kültürü, bireylerin veya bir grup insanın karşılaştıkları sosyal ya da fiziksel sorunları çözmede ortaya koydukları araçlar olarak ele alan psikolojik tanımlamalar
ve son olarak kültürel süreçlerin oluşma ve değişime uğrama nitelikleri üzerinde duran genetik tanımlamalar.

Kültür konusunda görülen çok sayıda tanımlamanın yanı sıra kuramsal ve yöntemsel çeşitliliğin bir diğer nedeni de kültürün farklı
düzeylerde kavramsallaştırılmasıdır (Çukur, 2007: 37). Parsons ve Shils (1962[1951])’e göre çeşitli toplumsal birimlerde yaşayan insanın günlük davranış veya eylemini belirleyen veya etkileyen birbiriyle bağlantılı üç sistem vardır: Toplumsal sistem, kültürel sistem ve kişilik sistemi. Bu üç sistem ya da üç farklı düzey, aynı zamanda sosyoloji, antropoloji ve psikoloji disiplinlerinin temel aldığı yapılardır. Dolayısıyla kültür kavramının anlamı da bu düzey veya ilişkili olduğu disipline göre farklılaşabilmektedir.

KAYNAK:Savunma Bilimleri Dergisi
The Journal of Defense Sciences
Mayıs/May 2013, Cilt/Volume 12, Sayı/Issue 1, 147-172.
ISSN: 1303-6831

Toplumsal Kültür Araştırmaları İçin Değer Merkezli
Bütünleşik Bir Kültür Modeli Önerisi

Yazının tamamı PDF dosyası olarak aşağıdaki linktedir.

http://kho.edu.tr/akademik/enstitu/savben_dergi/mayis2013/belgeler_pdf/7_erkenekli.pdf

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Kasım 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

KÖÇEK KÜLTÜRÜ

Sinop, Kastamonu, Bolu ve çevresinde  yaşatılan KÖÇEKLİK geleneği hakkında yapılan bilimsel bir çalışmayı paylaşıyoruz. Yüksek Lisans Tezi olan bu çalışma, konu hakkında herkesin kafasında oluşan bir çok soruya cevap olacak niteliktedir.

Tez, detaylı ve uzun bir çalışmadır. Aşağıda bu tezin bazı bölümlerine yer verdik. Tezin tamamı PDF dosyasıdır. Tamamını okumak isteyen “köçek” linkini tıklayabilir.

köçek

T.C.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
MESLEKİ ROLLERİN SEÇİMİNDE KÜLTÜREL ETKENLER: KÖÇEK ÖRNEĞİ
BÜLENT TAŞKIN
2501090144

TEZ DANIŞMANI
PROF. DR. TAYLAN AKKAYAN
İSTANBUL 2012

Köçekler, geçmişte belirli yörelerdeki düğünlerin ayrılmaz bir parçası olup; genel olarak kırsal ve geleneksel toplum yapısına ait bir unsurdu. Günümüzde ise köyden kente göç edenlerin, kültürlerini de beraberlerinde getirmeleri sayesinde kente taşındılar. Köçekler yalnız düğünlerde değil, televizyon kanallarındaki eğlence programlarında görünür oldular ve az da olsa çeşitli belgeseller ile akademik çalışmaların da konusu haline geldiler.

………………………………

Çalışmada köçeklik yapan kişilerle birebir görüşülerek elde edilen bilgiler, istatistiki analizler sonucunda tablo ve grafik haline getirilmiş ve çekilen fotoğraflarla da çalışmanın görsel yönü desteklenmiştir. Elde edilen sayısal ve sözel saptamalar dikkatlice incelendiği takdirde, günlük hayata dair pek çok potansiyel sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır.

……………………………….
1.5 Köçek Geleneğinin Tanımı ve Tarihsel Gelişimi

Etek (fistan) giyen erkek dansçılar olarak tanımlayabileceğimiz köçeklerin kökeni, kesin olarak bilinmese de; Türklerin Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçmesinden sonra ortaya çıktığı düşünülmektedir. Günümüzde ağırlıklı olarak Kastamonu ve Sinop illerinde (Foto: A1-A2) bulunmakla birlikte; Ankara, Samsun, Zonguldak, Bolu ve Bartın gibi illerde de köçeklere rastlamak mümkündür.
Halkbilimci Yaşar Sarıkaya’ya göre ise; Türkler Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçtiklerinde çevredeki Ermeni, Rum ve Yahudi topluluklarıyla etkileşime geçerek, birçok kültür öğesiyle birlikte dans kültürünü de almışlar, ancak Müslüman olmaları sebebiyle dans eden kadın figürünün yerine erkek figürünü koymuşlardır. Köçeklerin fistanlarına bakıldığında da, özellikle Rum kültüründen esintiler görülmekle birlikte; fistanların üzerindeki pırıltılar ile kullanılan zillerde Arap kültüründen izler bulunmaktadır. Ayrıca; köçeklerin sıklıkla sergiledikleri “geriye doğru eğilerek içi dolu rakı bardağını alma” gösterileri, Rum kültüründe de sıkıca görülen bir eğlence biçimidir. Sonuçta hangi kültürün, hangi kültürden ne derece etkilenmiş olduğunu kesin olarak söyleyebilme şansımız olmasa da; hem Müslim, hem de gayrimüslim kültürlere ait unsurların yer aldığını belirtebiliriz.

Farsça küçük, genç anlamını taşıyan “kuchak” kelimesinden gelmekte olan “köçek”; hem yapılan dansa, hem de bu dansı icra edenlere denilmektedir

“(http://www.facebook.com/pages/KOCEK/112401400132?ref=search&v=wall#!/pages/KOCEK/112401400132?v=info&ref=search Çevrimiçi Ekim 2010).”

Osmanlı toplum yapısında kadının içkili eğlence ortamlarda dans etmesine sıcak bakılmamasının, köçeklerin yaygınlaşmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Zira o dönemlerde kadın dansçıların sadece kadınların katıldığı kına gecelerinde, loğusaların “kırk hamamları” gibi eğlencelerde; yani kadınlara ayrılmış bulunan özel alanlarda sahneye çıktıkları bilinmektedir (Kurt, 2007: 51).

Özellikle Rumlar, Romanlar ve Yahudilerden seçilen güzel yüzlü erkek çocukları İstanbul’un belirli semtlerinde eğitilirler ve bu çocuklar güzelliklerini kaybedene veya sakalları çıkana değin dans etmeye devam ederlerdi. Bu çocukların etek yerine şalvar giyerek dans edenlerine ise “tavşan” denilmekteydi (Özen, 2000: 88-96).

Günümüzde “Tavşan” denilen dansçılara artık rastlanılmadığı gibi, bunlarla ilgili yeterli yazılı kaynağa ulaşabilmek de mümkün değildir.

Osmanlı döneminde İstanbul’da çok sayıda köçek kolu (ekibi) bulunduğu rivayet edilmekte olup; Yahudi, Rum ve Ermenilerin kendilerine özgü kolları olduğundan bahsedilmektedir.

……………………………

Sinop ve Kastamonu’da yapılan gözlemler sırasında Sinop’ta ki köçek geleneğinin, Kastamonu’ya nazaran azaldığı gözlenmiştir. Burada hem köçek sayısı, hem de köçeklik yapılan düğün sayısı daha azdır. Bun sebepten ötürü; Sinop köçek ekiplerinde genelde tek köçek olurken, Kastamonu ekiplerinde ortalama köçek sayısı 2’dir (Tablo: C-39). Bazı ekiplerde tek köçek bulunmasının nedeni, ekip sayısı arttığı takdirde kişi başına düşecek olan para miktarının da düşecek olmasıdır. Ayrıca, günümüzde köçek sayısının az oluşu da ekipte 2. bir köçek daha bulunmasını güçleştirmektedir. Yine de düğün sahipleri 2 köçekte ısrar ediyorsa ve verilen ücret de yeterliyse ekibe 2. bir köçek daha katılabilmektedir.

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ekim 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

“4K PROJESİ”İÇİN DİKMEN KÜPLÜCE KÖYÜNDEYİZ

Köyün eski yaşamı hakkında söyleşi 

KÜLTÜR KÖPRÜSÜ  KURUYORUZ

12 EYLÜL SALI, Dikmen ilçemize bağlı KÜPLÜCE köyündeyiz. Köy muhtarı Mehmet YILMAZ proje ekibimize rehberlik etti. Köy 40 haneden oluşuyor. Halkın Gerze ve Dikmen ilçesinden daha çok, Alaçam ile bağlantısı var. Çünkü Küplüce  Samsun il sınırına çok yakın. Kanlıçay asfaltından köye doğru yükselmeye başladık. Doğal güzellikler içinde, yüzümüze tokat gibi vuran memleket manzaraları, gerçeğin afişiydi.

Köy ve kent insanları arasında dostluklar kurulması, kültürlerin birbiriyle kaynaşması, doğal yaşamın artılarının kaydedilmesi ve yardımlaşma  “4K KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ” projemizin hedefleri arasındadır. Söyleşi ve araştırmalarımız için görüşmeler yaptık. YİBO mezunu olan ve iyi liselere yerleşen öğrencilerimizi ziyaret ettik.

Öğrencilerimiz, eğitim hayatları hakkında bilgiler verdi. Köyde her alanda atölye çalışması yaptık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi kutluyoruz.

Paylaşılan sevginin ifadesi çok zordu. Gözlerden öze, sözlerden göze, kentten köye bir köprü oluşmuştu. Muhtar bizimle hane hane dolaştı, emeği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

KÖY ATÖLYESİ

Öğretmenlerimiz Ayşe CENGİZ ve Zülfiye ŞANLI tarafından  her yerde Köy Atölyesi kuruldu.

Bazen ev önü, bazen tarla, bazen cami avlusunda. Kentte unuttuklarımız  köyde yaşıyordu. Çünkü köyde herkes birbirine muhtaçtı. Kazanç egosu duvarları, teknolojinin getirdiği umursamazlık henüz oluşmamıştı. Çocukların el becerileri, davranış yönetimleri yaşlarından daha ileriydi.

Çalışmak isteyene bir iskemle bile yetiyordu. Masaya otur yavrum “yok olmaz”, yere otur çocuğum “hayııııır”, bak bilgisayar masan çok güzel orada boya, “bana ne canım boyamak istemiyor” diyen isteği bitmeyen YERİ DARLAR ile aralarında ne kadar uçurum vardı. Onlar mutluydu, kendileri ile ilgilenilmesi, onlarla zaman geçirilmesi kendilerini önemli hissettirmişti.

Aileler de çocuklarını atölye çalışmasında yalnız bırakmadılar. Dernek başkanımız Y.SARIKAYA 1982 yılında bu köyde öğretmenlik yapmış olduğu için, köy onun önerisi ile proje kapsamına alındı. Babasının öğretmeni ile karşılaşmak kızını çok sevindirdi ve babasının öğretmeni ile poz verdi.

                            PROJE EKİBİMİZ YENİ KÖPRÜLER KURMAYA DEVAM EDECEK

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2017 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,