RSS

MAKALE

SLOGANIMIZ “GELECEĞE ÜRETELİM”.

Neden bu slogan diye  sorarsanız, verilecek çok cevabımız var. Kulaktan dolma bilgiler, popüler kültürün yarattığı gündemler, emeksiz papağanlıklar, günümüzde bireyi üretmeye değil TÜKETİME sevk etmektedir.

Facebook sayfasındaki paylaşımlar,insanlar arasındaki konuşmalar, yitirilen  zamanlar çoğunlukla başkalarının ürettikleri üzerinedir. Kişiler ya alkış tutan, ya da eleştiren konumundadır. Üstünde fikir yürütebileceği bilgi birikimi olan, bilinçsel potansiyelini artırmak için çabalayan,kendi değerlerini kullanarak üreten sayısı gerçekten azdır.

Derneğimiz bu konuya dikkat çekerek, her birey için  “geleceğe üretelim”  sloganını yaygınlaştırmayı amaçlamaktadır. Her birey, her yaşta üretebilir. Kendi bilgi birikimi, bilinç düzeyi ve yaratıcı potansiyelini kullanarak üretebilir.

Kurslarımıza, etkinliklerimize, atölye çalışmalarımıza, kermeslerimize katılanlar her yaş grubunda üretimi örneklemektedir.  Sinop halk kültürü, bize bu alanda çok geniş bir sahayı armağan etmiştir. Bilimsel çalışmalar için çok konu başlığı olduğu gibi, kültür ve sanat dallarında da çok  alan vardır. Yakından uzağa ilkesi, üretim için her birimize kılavuz olacaktır.

Gelin  insanlık için, doğanın korunması için, zamanın iyi değerlendirilmesi için hep birlikte ÜRETELİM…        – BİLKE-

 

***KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ***KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ***KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ***

 

                    KETENDEN COTONA                          

                                                                                                                            Yaşar SARIKAYA

 

Karadeniz’in kıyı şeridinden içerilere doğru giderseniz, dağların ötelerinde zor koşullarla karşılaşırsınız. Halkımız, bu zor koşullarda, günün teknolojisinden uzaklarda yaşar, Aynı zaman diliminde yaşamın bu zıtlığı, insanı gerçekten hayretlere düşürüyor. Yolunuz bir gün oralara düşerse, sizleri içten karşılayan, elindeki lokmasını paylaşan dost yüzler bulursunuz. Karşılık beklemeden, tanrı misafiri diye içten konuk ederler. Yoksuldurlar ama, gönülleri zengin.

Yaşamlarının içindeki her ayrıntı, ayrı bir inceleme ve araştırma konusudur. Türküleri, oyunları, ritimleri; giyimleri, kuşamları, konuşmaları….tüm folklorik özellikleri  ile, eski zamanlardan günümüze değin Anadolu kültürlerinin izlerini taşımaktadırlar. Zengin kültür birikimi, araştırma, inceleme ve derleme çalışmalarının, bilimsel olarak yapılması gereğini doğuruyor. Kültür değerlerimizi korumak için, ciddi ve kalıcı çözümlere ihtiyacımız var.  Yıllardır, her ilimizin geniş bir halk kültürü arşivine sahip olacağını hayal eder, dururum. Bilgilerin yıllara göre tasnif edildiği, ses ve görüntü kayıtlarının olan, çok geniş kültür bilgi bankası. Buna ihtiyacımız var. Artık kaynak kişilerimiz yaşamamakta, sorularımızın cevaplarını alamamaktayız.  Değerlerimiz, kaybolmakta, yok olmakta, sandıklarda eser bulamamaktayız. Anadolu coğrafyası, eski çağlardan beri kültür yatağıdır. Halk kültürlerimiz korunmalı ve yaşatılmalıdır.

Sinop ili ve ilçelerinde 1970li yıllardan beri araştırmalar ve derlemeler yapıyorum. Araştırmalarımdan, keten üzerine yaptığım çalışmaları anlatacağım. Eskiden, yöremizde giysi için kullanılan ana malzeme ketendir. Keten tarımı, Sinop köylerinde 1940lı yıllara kadar yapılmıştır. Artık bu tarım yapılmamaktadır. Köylü keteni önce tohum olarak tarlaya eker, uzun işlemlerden sonra da keten bezi haline getirir. Kumaş kelimesi yerine, bez kelimesi kullanılır. Çok uzak köylerde yaşlılar, hala keten dokumasından olan giysilerini giyerler.   Keten dokumadan çarşaf, örtü, giysi, heybe, peşkir, havlu; liflerinden ise ip, urgan yapılır. En ince eğirilmiş keten ipinden dokunanları, gelin çeyizi olarak kullanılır. Ata yadigarı eski giysiler, sandıklarda saklıdır. Şimdi keten tarımı yapılmadığı için, yeni üretilen ürünler yoktur.  Kültür Müdürlüğü, Halk Eğitimi Merkezleri ve Kız Meslek Liseleri, köylerde olan keten kumaşlarını veya iplerini toplayarak, el sanatlarımızı yaşatmaya çalışmaktadırlar. Modernize edilerek tasarlanmış kıyafetler, otantik desenlerin kullanıldığı pano, heybe, terlik gb ürünler bu çalışmalardandır. Ayancık ilçe Belediyesi KETEN FESTİVALİ düzenleyerek, keten dokumalarımızı canlandırmaya çalışmıştır. Ama bu çabalar, Sinop ketenini ekonomik pazarlara çekememektedir.

Şimdi bir köy sandığını açalım. Sandık kokusu, bizim bildiğimiz parfüm kokularına benzemez.  Her sandık açıldığında, geniş bir zamansal yoğunluğun içine girip, zamanlar arası kokuyu duyduğumu hissederim. Sandıklardaki eserlerin değeri kadar, onu açan kişinin yüzündeki ifade de çok değerlidir. Sandığın kapağını değil de, sanki yüreğindeki sırların kapısını açar. Birer, birer tanıtır. Sandıkta yıllarca saklanmış keten eserler, kimlerin emeğidir kim bilir? Keten tohumundan tarlaya, tarladan hasada, hasattan dokuma tezgahına kadar, hangi eller değmiş, emeği ile bezemiştir. Kökboyaları ile boyayıp, tel, tel sayarak işlemiştir. Onları, dikişi ve moda tasarımı ile ayrı; el nakışı, deseni, renkleri ve boyama tekniği ile ayrı incelemek gerekir. Özenle işlenen nakışlarda, yıllar öncesinin umutlarını, sevdalarını buluruz Teninde toprak kokan nasırlı ellerin,  hünerlerini işin aritmetiğini bilircesine hesapla keten bezine yerleştirdiğini görmek, insanı düşündürür.

Kadınların iç entari olarak kullandıkları giysinin adı göynektir. Göynek[3] kelimesini incelediğimizde, kökünün GİY olduğunu buluruz. Giyinilen anlamında yani giyinek, göynek olarak yerini almıştır. Etekleri diz altına kadar uzanan, uzun kollu bu entarinin önü 20- 25 cm açıktır. Sağ ve sol tarafı nakışlarla işlemelidir[4]. Bu nakış zaman, zaman yanlarda yırtmaç bırakılıp yırtmacın kenarlarına işlenmiştir. Çok ender olmasına rağmen arkada, sırt ortasına da işlendiği tespit edilmiştir..

Türkiye’nin dört bir yanını dolaşalım, dokuma tezgahlarına, keten, ipek veya pamuk dokumasına mutlaka rastlarız. İpinin kalınlığı, kalitesinde işlenen desenlerin çeşidi ve renklerin kullanımında farklılıklar göze çarpar. Sinop ilimizin ulaşım sorunu olan  köylerinin bazılarında, el dokuması giysiler hala kullanılmaktadır.  Kadın ve erkek iç giysisi olarak hazırlanan kumaşlar, el nakışı ile süslenmiştir.   1981 yılında Gerze- Küplüce köyünde öğretmenlik yaptığım zaman, okul öğrencilerim, adına POÇA denilen dokuma bezinden başörtüsü kullanıyorlardı. Bu gün de keten çarşaf, peşkirler, çemberler sünnet yatakları hazırlığında aranan  malzemelerdir.

 

                                   KETENİN ANAVATANI

 

Çok eski çağlarda Asya’nın batı kesimlerinde kendiliğinden yetişen keten bitkisi, daha sonra Anadolu ve Mezopotamya’da, Mısır’da tarımı yapılarak, Asya,Avrupa,Amerika kıtalarına yayılmıştır. Her yöre, tohuma coğrafyasından özellikler, insanından yenilikler katmış ve keten günümüzde çok değişik amaçlarla kullanılan bir bitki olmuştur.

Latince ismi’’Linum usitatissimum olan keten, Latince’de çok faydalı bitki anlamına gelmektedir. Orhunca’da ‘KUUTY’ kelimesi kumaş anlamında kullanılmıştır. Bu kelime, zamanla Anadolu’da kadınlarımızın kullandığı üçeteğe kutni olarak verilmiştir. Kutninin, sözlük anlamı, pamuktan yapılmış, pamuk cinsinden olan, pamuk gibi demektir. İngilizce’de ise, cotton(koton)pamuklu, pamuklu bez anlamına gelmektedir

İnsanın yaşamına çok eski çağlarda giren keten, sağlıklı kumaş olma özelliği ile tüm dünyaya yayılmıştır. Kumaş, ip, halat olma özelliğinden başka,ketenin tohumu da sağlığımızı ilgilendiren özellikler içermektedir. Vücudumuzun kendisinin üretemediği yağ asitlerini, keten tohumu yağı içermektedir. Keten tohumunun içerdiği bu yağ asitleri ( omega 3-6-9),vücut sıcaklığının korunması, sinir kılıflarının yapılması(miyelin kılıfı),dokuların korunması ve enerji üretimi için hayati önem taşımaktadır.  Kalp hastalıklarına karşı koruyucu, kolesterol ve tansiyon düşürücü etkiye sahiptir. Yakın zamanda yapılan araştırmalarda, keten tohumunun kabuklarında lignan isimli çok önemli ve faydalı özellikleri olan bir madde bulunmuştur.  İşin bu boyutu başlı başına yeni bir araştırma konusudur. Bu araştırmalardan habersiz olan köylümüz, keten tohumunun sırrını kendi yöntemleri ile keşfetmiş ve şifa için kullanmıştır. Keten tohumunu toz haline getirip, ağrılı hastalar için, kaynatarak kullanmışlardır.

KETEN TARIMI

Keten bir yıllık bir bitkidir. Sap uzunluğu çeşidine, yetiştiği toprağa ve iklim koşullarına göre 30 cm. den 1,5 m. ye kadar değişir. Kökleri derine gittiğinden, kuraklığa dayanıklıdır. Keten tohumu, susam tohumuna benzer, rengi koyu kahverengidir.

Tohumlar sonbaharda, tarla nadas yapıldıktan sonra tarlaya buğday gibi serpilir. Yaprakları küçüktür, dallarının ucunda koyu mavi renkli çiçekler açar. Hasat, temmuz ve ağustos aylarında yapılır.  Topraktan tutam, tutam yolunur; kökleri ayak burnuna vurularak topraktan temizlenir, düzenlenir ve kurumak üzere tarlaya serilir. Nemli halde tarlaya serilen ketenler, demet halinde bağlanır. Demetler çatı şeklinde birbirine dayandırılarak dikilir ve kurutmaya bırakılır.

Kurutulmuş keten saplarındaki kapsüller, tokmakla dövülerek tohumları alınır. Lifleri alınacak saplar,  havuzlamaya tabi tutulur.  Havuzlama 10- 15 gün civarındadır.  Keten sapları, durgun veya akarsuya bırakılır ve lifler saplardan kolayca ayrılacak duruma gelir. Havuzlama suyu sıcaklığı içilecek su gibi olmalıdır. Demetler su içinden çıkarılır, suyu süzülür veya yayılarak kurutulur. Kurutulan ketenler lif çıkarılacak yere taşınır.  Mengenez denen alet ile keten sapları dövülür, kaba kısmı dökülür, geriye lifleri kalmıştır. Lifler çırpılarak geri kalan artıklardan, sap parçalarından temizlenir. Temizlenen lifler, demir taraktan geçirilerek sarma yapılır.  İplik haline getirme işlemi, çıkrık veya elle yapılır. Çıkrıkla ince pamuk ipliği gibi işlenen keten ipleri dokumada kullanılır. Elde eğirme işlemi de, orcuk denilen aletle yapılır. Bu şekilde hazırlanan ipler yular, urgan ve tütün ipi yapımında kullanılır.

Çıkrıkta işlenen ipler ılgırdı ile çile yapılır. Çile yapılan ipler bir hafta kül suyu ile kaynatılarak beyazlatılır, kurutulur. Bu ipler elemüt  ( kargı) ile kalemlere sarılır. Kalemlere sarılan ipler,  özel dolaplarda çözülür. Çözgü ipleri tel, tel tarak ve kücülere geçirilir. Kücüler arkada, tarak önde olmak üzere tefenin içine yerleştirilir. Çözgü ipleri taraktan geçirilip, tezgah boyu ilerleyip yukarıda toplanır. Fazla ipler, dokumayı yapan kişinin sol yanında zincir halinde bekler.

Dokuma tezgahını halk kendisi yapar. Tezgah 45cm eninde bez dokur. Tezgahın kullanımı, eskiden yaygın ve gerekli bir iş olmasına rağmen, bu gün kullanılmamaktadır. Tezgahta hem ayaklar, hem de eller kullanılır. Ayakçıklar kücülere bağlıdır. Kumaşın boyuna olan ipler, tel tel kücülerin içinden geçer. Her ayak basışta, bu iplerin arasından mekik ve keten ipinin geçmesi için boşluk açılır. Sağ el mekiği geçirir, mekik sola geçer, sonra sol ayak basılır bu defa sol kücü aşağı iner, iplerin arasındaki boşluklardan sol elle mekik geçirilir.  Sıra tarakla sıkıştırma işlemine gelmiştir. Tarak sağ ve sol elle tutularak kuvvetlice vurulur ve geçirilen iplikler muntazam sıkıştırılmış olur. İstenilen uzunlukta dokunur.

Dokuma tezgahına ben de oturdum, bu işi öğrenmeye çalıştım. İnce keten iplerini, bir sağdan, bir soldan geçirerek kumaş topunu oluşturmak uzun ve zorlu bir iş.  Bütün dokuma tezgahlarında ve makinelerinde kumaşın bir ucundan öbür ucuna kadar boydan boya uzanan çözgü iplikleri vardır.  Bu çözgü ipliklerinin yarısı bir kücüden, yarısı diğer kücüden geçer. Mekik arada gider gelir ve kumaş dokunmuş olur. Halkımızın uyguladığı yöntem ilkel yöntemdir ama, otomatik dokuma makinelerinde de iş aynı temel ilkelere dayanmaktadır.

Yaşar SARIKAYA

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: